SON DAKİKA-HABERLER-NEWS

Mehmet Keçeci'nin Anasayfasına Hoş Geldiniz.

İnsan Nüfusu - Human Population

İnsan Nüfusu - Human Population

Yaptığım bazı tahminlere göre insan nüfusu 2060 tarihinde zirveye çıkarak 8.781.880.000'e ulaşacaktır

ve ondan sonra azalma eğilimine girecektir. 2100 yılında is 2016-2017 yıllarında ki insan nufusuna yaklaşacaktır.

Tahmini olarak 2100 yılında ki dünyanın nüfusu 7.259.439.000 kişi olacaktır.

İnsan Nüfusu Human Population

MSc. Mehmet Keçeci 02/02/2010

29. Enerji Verimliliği Haftası - 29. Energy Efficiency Week - 2010

29. Enerji Verimliliği Haftası - 29. Energy Efficiency Week - 2010

 

Ülkemizde 2007 yılında Enerji Verimliliği Kanununun da yürürlüğe girmesi ile birlikte enerji verimliliği alanında radikal dönüşümler yaşanmaktadır. Bu çerçevede 2008/2 sayılı Başbakanlık genelgesiyle başlatılan Ulusal Enerji Verimliliği Hareketi kapsamında toplumdaki enerji kültürü ve verimlilik bilincinin geliştirilmesi amacıyla bakanlıklar, valilikler, Büyükşehir belediyeleri, aydınlatma, beyaz eşya, elektrik motoru ve yalıtım sektörleri, bankalar, turizm tesisleri ve alışveriş merkezleri ile ilgili kurum, kuruluşlar veya organizasyonlarla işbirliği ortamları geliştirilmektedir.

Ayrıca 5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanunu uyarınca Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Milli Eğitim Bakanlığı, TÜBİTAK, Makine ve Elektrik Mühendisleri Odaları ve TOBB işbirliği ile her yıl ocak ayının ikinci haftası, Enerji Verimliliği Haftası olarak kutlanmakta ve bu kapsamda çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

 

 

Devamını oku...

Magnetic Movie

The secret lives of invisible magnetic fields are revealed as chaotic ever-changing geometries . All action takes place around NASA's Space Sciences Laboratories, UC Berkeley, to recordings of space scientists describing their discoveries . Actual VLF audio recordings control the evolution of the fields as they delve into our inaudible surroundings, revealing recurrent ‘whistlers' produced by fleeting electrons . Are we observing a series of scientific experiments, the universe in flux, or a documentary of a fictional world?.

Awarded the Nature Scientific Merit Award by Imagine Science Film Festival, New York 2009.
Purchased by the Hirshhorn Museum, Washington for the permenant collection 2008.
Awarded Best Film at Cutting Edge at the British Animation Awards 2008.
Special Mention, Best International Experimental Short at Leeds International Film Festival 2008. Awarded Best Experimental Film at Tirana International Film Festival 2007.

Many thanks to the following people:
Bill Abbett, David Brain, Bob Lin, Janet Luhmann, Stephen Mende, Forrest Mozer, Ilan Roth and Paul Thopmson.
Also big thanks to the CSE team at the Silver Space Sciences Lab. UC Berkeley, USA.
VLF Recordings: Stephen P.McGreevy

Douglas Kahn: Semiconductor's Magnetic Movie

In 1744 a simple experiment was conducted in Sweden to reproduce the underlying cause of the Aurora Borealis in a laboratory, what we would now think of as a room. A small hole in a shade "the size of a large pea" let through a ray of sunlight that then was refracted through a prism. The small patch of light broken into a spectrum of colours then traveled through a medium of turbulent air directly above a warmed glass of aquavit. The resulting image landed on a screen a few short feet away and looked like what was seen dancing in the sky on many long Swedish nights, nature's sublime entertainment in the real pre-history of cinema.

The experiment concluded that the aurora was caused by a refraction of light through volatile vapors. Straining a rainbow through drunken air may have not proved to be most scientifically accurate recreation of the Aurora Borealis, but it was the "very most beautiful thing that can be arranged in a dark room…flashing beams shoot suddenly up and then transform into colored veils, endlessly changing position between themselves, the one against the other." The shift in magnitude from the scale of the earth to a miniature in the laboratory was no doubt greased by the remaining aquavit left undedicated to the pursuit of science.

In Magnetic Movie, Semiconductor have taken the magnificent scientific visualisations of the sun and solar winds conducted at the Space Sciences Laboratory and Semiconducted them. Ruth Jarman and Joe Gerhardt of Semiconductor were artists-in-residence at SSL. Combining their in-house lab culture experience with formidable artistic instincts in sound, animation and programming, they have created a magnetic magnum opus in nuce, a tour de force of a massive invisible force brought down to human scale, and a "very most beautiful thing."

Just as the finicky sun in Sweden was let through a small hole in the shade in 1744, scientists at the SSL at University of California in Berkeley theoretically model, conduct experiments, and develop instruments to study the magnetic fields of the sun. They study them deep inside the sun's core, their effect on the looping of the corona flaring above its surface (the photosphere, that lights our days), and the solar winds of charged particles that interact with the earth's own magnetic field, creating the auroral displays at the poles. Magnetic Movie is the aquavit, something not precisely scientific but grants us an uncanny experience of geophysical and cosmological forces.

With Magnetic Movie, Semiconductor have tapped into a new and ancient aesthetic of turbulence. We can hear it in the sounds of natural radio-naturally-occurring electromagnetic signals from the earth's ionosphere and magnetosphere-that course through Magnetic Movie, at times animating the animation, a quick nervous response condensed into static. The sound itself is the product of the combined turbulences of the earth's molten core, weather systems and electrical storms, ephemeral ionization in the upper atmosphere, and the solar winds. What we hear is underscored with complex and supple orders, in fact, too complex and supple to be ordered. We already have experience of them in the tangible turbulence of water and the crazy convection of fluids combining, tongues of fire and the thermal afterthought of smoke, the ribbons of clouds stiffly blown twisted up a hill. The flux championed by Hericlitus that has awed audiences since antiquity.

 

Devamını oku...

The first glimpse of dark matter?

The first glimpse of dark matter?

By Victoria Gill
Science reporter, BBC News
Computer generated image of the Universe, in which dark matter is shown in pink
Dark matter may make up most of the "cosmic web" of the Universe

US scientists have reported the detection of signals that could indicate the presence of dark matter.

A team announced on Thursday detecting two events with characteristics "consistent with" what physicists believe make up the elusive matter.

The main announcement came from the Department of Energy's Fermi National Accelerator Laboratory near Chicago.

The scientists were keen to stress that they could not confirm that what they had seen was definitely dark matter.

"While this result is consistent with dark matter, it is also consistent with backgrounds," said Fermilab's director, Pier Oddone.

Several US universities and institutes have contributed to the Cryogenic Dark Matter Search (CDMS), an experiment designed to detect the dark matter particles.

Devamını oku...

Gelecekte Klavyelerimize Yeni Harflerin Eklenmesi Kaçınılmazdır.

Gelecekte Klavyelerimize Yeni Harflerin Eklenmesi Kaçınılmazdır.



Konuşma hatalarının sebebi farklı teleffuz olunan aynı hafin veya harflerin benzer yazılmasıdır. "e (E), é (É), ê (Ê), ë (Ë), è (È), ể...

Uluslararası Fonetik Alfabe (UFA) (sescil alfabe, sescil abece, İngilizce: International Phonetic Alphabet, IPA) seslerin kâğıt üzerinde gösterilebilmesi için oluşturulmuş standart alfabe. Tüm dillerdeki konuşma seslerini bir örnek biçimde kodlayabilmek için oluşturulmuş işaretler ve simgeler sistemi. Bu sistemden en çok dilbilimde ve sözlüklerin hazırlanmasında yararlanılır.

Dillerin doğru telaffuz edilmesini sağlamak, tutarsız ve keyfi yazımlarla çok sayıda transkripsiyon (yazı çevirimi) sisteminin doğurduğu karışıklıkları önlemek amacıyla geliştirilmiş alfabedir. Uluslararası Sesbilgisi Alfabesi olarak da bilinir. IPA'nın bir amacı da bir sözcüğü diğerlerinden ayırmaya yarayan her ses için ayrı bir sembol geliştirmektir.

IPA'da temel olarak Latin harfleri kullanılır. Bunun dışında başka alfabelerden harf alınmış, bunlar Latin harflerine uyacak biçimde değiştirilmiştir. İnce ses ayırımları ve genizsilleşen ünlülerle sesin uzunluk, vurgu ve titreşimi, harflerin üstüne veya altına konan çeşitli işaretlerle belirtilir.

IPA dar ve geniş yazı çevrimlerinde kullanılabilir. Mesela anadili İngilizce olanlar tek bir t sesi ayırt ederler. Bu sebeple geniş yazı çevriminde bu sese karşılık tek bir sembol yeterlidir. Ama t'nin tap, pat ve stem gibi sözcüklerdeki söylenişlerinin birbirinden biraz farklı olduğunu belirtmek için dar yazıçevrimi yani t'nin altına veya üstüne belli işaretler koymak gerekir.

Uluslararası Sesbilgisi Alfabesi umulduğu kadar başarılı olamamıştır. ABD'de Avrupa'ya nazaran daha az kullanılmıştır. Latin alfabesinin yanı sıra çok sayıda özel işarete yer verdiği için basım ve daktilo etme güçlüğü vardır. Yer kazanmak ve kolaylık sağlamak gayesiyle IPA işaretleri ekseriyetle değiştirilerek veya birbirlerinin yerine kullanılır.

İlk olarak 1886 da Pariste yayınlanmış ve son versiyonu 2005 de yayınlanmıştır.

Fakat yazımda ki zorluk nedeni ile fazla yaygınlaşamamıştır. Fakat doğru bir yazım ve telaffuz için de bu olmazsa olmazdır. Ayrıca farklı dilleri doğru telaffuz edebilmemiz için şarttır.

Ben (Mehmet Keçeci) bu IPA abecesini (alfabesini, elifbesini) "İSTANBUL ESPERANTOSU" için ilk öneren kişi olmuşumdur.

Yazım da zorluk olsa da uluslararası bir dil için kaçınılmazdır. Ayrıca "İstanbul Esperantosu "bilimsel bir dil olması önerildiğinden bu daha da kaçınılmaz olmaktadır.
Asal Ünlü Harfler
IPA-2005
Bu zaruretten dolayı klavyemizin bir kenarına daha rahat ulaşılabilecek bir şekilde ekleneceklerdir. Elbette bunların kod olarak karşılığ bilgisayarda mevcutsa da bunların hem hafızada tutulması hemde sanal bir klavye ile ulaşımı daha zordur.
MSc. Mehmet Keçeci

Structure of Particle and Wave :Maddenin Parçacık ve Dalgacık Özelliği

İlk Fizik Derslerimden Biri - MSc. Mehmet Keçeci

"Bazı noktalar eksik kalmış olabilir"

veya http://livestream.com/mehmetkececi danda seyredebilirsiniz.

Watch live streaming video from mehmetkececi at livestream.com

 

Ne Biliyoruz ki? - What The Bleep Do We Know?

Ne Biliyoruz ki? - What The Bleep Do We Know?

Yüksek Boyutlar, Paralel Evrenler ve M Teorisi

Yüksek Boyutlar, Paralel Evrenler ve M Teorisi

Türkçesi

Burada anlatılan herşeye doğru olara bakmayın sadece fizikçilerin nelerle uğraştığını anlamak açısından önemlidir. Bazı yorunlar arkafon veya belirsizlik ilkesini, gözlemcinin deneye müdahil olması gibi vs. vs. kurallar göz önüne alınmadan yapılmış olabilir ve olmuşturda.

İşletim Sistemlerinin Tarihçesi

Türkçenin de Birleşmiş Milletler -BM (UN- Unated Nations) Dili Olması Gerekir.

Türkçenin de Birleşmiş Milletler -BM (UN- Unated Nations) Dili Olması Gerekir.

Mehmet Keçeci 17/10/2009

Birleşmiş Milletler (UN) 6 dili kendi resmi dili olarak kabul etmiş durumdadır. (1. Arapça 2. Çince 3. İngilizce 4. Fransızca 5. Rusça 6. İspanyolca) Neden Türkçe de Birleşmiş Milletlerin resmi dilleri arasına girmesin. Altyapı ve yaygınlık açısından buna müsaittir. Yetkililerden bununla ilgili çalışma altyapılarının kurulmasını diliyorum.

Neden Sonuç İlişkisi (Nedensellik – Kozalite – Causality)

Neden Sonuç İlişkisi (Nedensellik – Kozalite – Causality)

MSc. Mehmet Keçeci

23.07.2009

Günümüzde hala neden sonuç ilişkisinin Determinist olduğunu söyleyenler var. Yani iki olay arasındaki tüm süreçlerin, proseslerin (process) bilinmesi halinde olayın bütününün bilinebileceği görüşü maalesef Kuantum Mekaniği (Quantum Mechanics) ile tarihe karışmıştır. Bu Heisenberg Belirsizlik İlkesi -1927 (Heisenberg Uncertainty Principle) ile tarih olmuştur.

The more precisely the position is determined, the less precisely the momentum is known in this instant, and vice versa. --Heisenberg, uncertainty paper, 1927

“Konumu daha aha hassas (kesin, doğru) belirlemeye çalışılırsa momentum (etmen) hassasiyeti o derece bozulur veya tam tersi”

Buradan nasıl Nedensellik ilkesine geldik?

Bütün süreçler kuantlar veya onların üst yapıları olan atom altı parçacıklar, atomlar veya onların organize olmuş moleküller ile meydana gelirler. Özdeşlik İlkesine (Identity Principle) göre spinleri, yükleri ve kütleleri aynı olan en temel yapılar birbirinden ayırt edilemezler. Bu da bir Kuantum Fiziğinin kuralıdır. Yani Süperpozisyon (Soysuzlaşma, Dejenere olma, superposition) haline gelmiş iki girişim dalgası bu halde ayırt edilemez.

Örneğin 3 girişim yapan dalganın süperpozisyon haline geldiğinde çıkan 3 dalganın artık ilk giren 3 dalga olduğu Kuantum Mekaniği açısından söylenemez. Sadece bunlar korunum yasalarına uyduğundan girdiği özellikler ile dışarı çıkarlar. Fakat bunların ilk girenlerin aslı olup olmadığı söylenemez.

Gelelim Nedenselliğe:

Bu ve diğer ilkeler bize göstermiştir ki cisimler bir cismin bir an sonraki konumu ve özelliği determine (belirli) değil olasılıksaldır (Probability).

O zaman “Nedensellik İlkesi de Olasılıksaldır”.

Fakat bizim dünyamızda Kuantumsal ve İzafiyetin etkisi Büyük ve Yavaş cisimlerde daha azmış gibi davrandığından bize olaylar determine gelmektedir. Cisimler küçüldükçe ve hızları arttıkça Kuantumsal ve İzafiyet etkilerinin aşikâr olması sonucu bunların determine olmadıkları açık bir şekilde görülür.

Bu şu anlamada gelmektedir bütün süreçleri bilsek de her etkiye karşı bir tepki de olsa bunların toplamları da aynı olsa hiçbir zaman tıpatıp aynı, özdeş olamayacaklardır.

“Tarih Asla Tekerrür Etmeyecektir” fakat düşünen ve anlayan canlılar için

“Tarihte ki Benzerlikler, İbretler, Alınması Gereken Dersler Tekerrüre Çok Benzeyecektir”.

“Bilimde zaten Benzerlikler’in (Similarity) üzerine kuruludur.”

Ama

“Her birey kendine özgü süreçleri yaşamak zorundadır”.

Bilim Tarihi

Yüksek Enerji Fiziği

Statistics

İçerik Tıklama Görünümü : 15670

Syndication