Bilim Felsefesi

Philosophy of Science

Mehmet KEÇECİ

26.05.2009

“İspat mı istiyorsun? Al sana ispat! (Ben sana ispatı vereceğim!)”

    Bu kanıya Fen Edebiyat Fizik Bölümünü okurken vardım. İnsanlık tarihinin ilk zamanlarında birçok düşünür var olan en doğal sorgulama aracı olarak insan vücudunun en mükemmel organı olan beyni kullanmışlardır.

    Fakat binlerce sene geçmesine nazaran bilimin ortaya koyduğu bazı gerçekleri ne saf mantık ne de saf felsefe fark edememiştir. Hele günümüzde Kuantum Alan Teorilerinin ortaya attığı birçok öngörüleri anlamak için sadece felsefe yapmanın yetersizliği bir yana anlamsızlaştığını da görürüz.

    Günümüzdeki tüm ileri derecede felsefe ile uğraşanların artık Astronomi, Kuantum ve İzafiyeti ve bunlar için kullanılan Matematiği bilmeleri bir fazilet değil bir zarurettir.

    Binlerce sene Mantıkçıların ve Felsefecilerin tartıştıkları konular artık Kuantum Alan Teorileri içinde çözülmüş Mantık ve Felsefecilerin ortaya koydukları metotlar o kadar aşılmıştır ki artık saf felsefe yapmak neredeyse tarih konuşmakla aynı düzeye inmiştir.

26.05.2009

Bilimin ve bilim felsefesinin çözemediği konular yok mu?

Elbette var.

O zaman bunlar ne olacak veya bunları kim işleyecek, çözecek?

    Bu soru hem bilimin, felsefenin, hem de bilim felsefesinin en zor problemidir ve reel bir çözümü yoktur. Yani çözüm için reelin ötesine, aşkın olana, fizik ötesine bakmamız gerekir. Fakat burada bilim insanlarını gerçekten korkutan ve çekinik kalmalarını sağlayan çok önemli meseleler vardır. Bunların birincisi fizik ötesinin doğruluğu, güvenirliliği meselesidir.

    Bir bilim insanı bu konulara nasıl güvenecek? Karşılarına çıkanların birçoğunun şarlatan oldukları günümüzde daha net olarak anlaşılmıştır. Fakat bu problem çözülmeden de daha ileriye gidilemeyeceği de aşikârdır.

    Buradaki tek çözüm mutlak ve mutlak doğru, değişmemiş, farklı anlamlara çekilerek bozulmamış ilâhî metinlere başvurulmasıdır. Bu açıdan bakıldığında geçmişten günümüze bu ölçüyü, mihengi, kriteri sağlayan tek kaynak “Kur’ân-ı Kerîm” ve onu bizlere ileten Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “Sahîh” sözleridir.

    Keşke hiçbir şeye inanmıyorum diyenler (Bu da bir inançtır. İnanmamaya inanan bir inanç) samimi olarak Kur’an-ı inceleyip ondan sonra kararlarını söyleselerdi. Göreceklerdi ki insan olma değerinin ne kadar önemli olduğu ve insanın çok derin bir huzur kapladığı ve bu huzurun derinliğinde işte o çözülemeyen problemlerin aslında tek bir olan Yaratıcı, İlah, Rab, Tanrı, God, Allâh (c.c) için çok basit olduğu fakat bunun kullarının istismarına da kapalı olduğudur. Zaten bilim insanlarının en çok çekindikleri hatta ve hatta korktukları bu istismardır.

    İstismarın olmadığı yerde güven doğar. Güvenin olduğu yerde huzur olur. Huzurun olduğu yerde ruhlar yücelerin yücesi olan Allâh (c.c.)’ne yönelir.

19.10.2012