Bir Tartışma Stratejisi Olarak “Son Sözü” Söyleme Sanatı

A Debate/Discussion Strategy as “The Last Word” Telling Art

Mehmet Keçeci

29.09.2012

…Güzel/Hoş/Tayyib bir söz/kelime, güzel bir ağaç (şecere) gibidir… [1]

Hitâbet, belâgat (meânî, beyan, bedî), retorik sanatı, az sözle çok şey anlatma, beliğ konuşma bizler için ne kadar önemlidir?

Bir tartışmada “Son Söz”/”The Last Word/TLW” ne kadar önemlidir?

Her zaman son söz söylenmesi gerekir mi?

Son söz karşı tarafa bırakılırsa ne olur?

Son sözde “Sizin görüşünüz doğrudur, siz haklısınız, sizin düşünceniz benimkinden daha da güzel” gibi sözler söylersek ne olur?

Tartışmalarda her zaman kazanmak mı önemlidir yoksa doğru, haklı olmak mı?

Dinleyicilere haklı olduğumuzu gösterip karşı taraftakine ise kazanma hissini tattırdığımızda acaba kim kazanmış olur?

Sözlerimizde edebi unsurları (mecaz, kinaye, istiare, teşbih, i’caz, itnab, müsavat) ne kadar kullanmamız gerekir?

Söz Ola Kese Savaşı

Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz

Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı
Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz

Kelecilerin pişirgil yaramazını şeşirgil
Sözün us ile düşürgil dimegil çağ ede bir söz

Gel ahî ey şehriyâri sözümüzü dinle bâri
Hezâr gevher ü dinârı kara taprağ ede bir söz

Kişi bile söz demini demeye sözün kemini
Bu cihân cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz

Yürü yürü yolun ile gâfil olma bilin ile
Key sakın ki dilin ile cânına dağ ede bir söz

Yûnus imdi söz yatından söyle sözü gayetinden
Key sakın o şeh katından seni ırağ ede bir söz

Yûnus Emre (rha.) [2]

(Ağulu: Zehirli, Dem: Etki, Kem: Fena, değersiz, Yat: Usul, yol yordam)

Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz

Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz
Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz

İlk söz ile son söz arasında bir fark varmıdır?

Science says the first word on everything, and the last word on nothing. Victor Hugo

(Bilim her şeyde ilk kelimeyi/sözcüğü söyler fakat son sözcük hakkında hiçbir şey söylemez.)

Science is first of all about discovery (the first word on everything). But the more science knows, the more it realizes what it doesn’t know (the last word on nothing). Curiosity and humility: the human condition. (Merak ve tevazu: İnsanlık hali/durumu)

Tartışma esnasında ilk ve son sözümüzün dışında diğer söz ve halimizin, tavırlarımızın önemi nedir?

Olgunluk, bilgelik, şahsiyet, karakter açısından tartışma ve tartışma stratejisinin önemi nedir?

526 Muhaç Meydan Muharebesi sonucu İbrahim Paşanın saraya 3 heykel (Herkül, Apollon ve Diyana) getirmesi üzerine Kanuni Sultan dönemi kâtiplerinden Firgani’nin söylediği şiir

Dü İbrâhîm âmed be-dâr-ı cihân
Yekî büt şiken şûd yekî büt nişân

Firgani ~1500/Trabzon-1532 [3]

“Dünyaya iki İbrahim geldi. Biri peygamberdi ve putları devirdi. Diğeri ise bizim İbrahim Paşa oldu, ama o da aksine gelip yine put dikti.”

 

Bu şiirinden sonra 1932’de idam edilmiştir.

İdama mahkûm olan birinin son sözü ne kadar önemlidir?

Bir hastanın veya sekerat haline gelmiş yani ölüm anına gelmiş birinin son sözü neyi ifade eder?

Bu kişi sizin elinizi tutmuş ve size bir sır, bir rica, bir emanet bırakmışsa bu sizin için ne ifade eder?

Seven bir kişinin son sözü bir anlam ifade eder mi?

Tartışmada bilimsel, duygusal, hüzünlü, komik, etkileyici, kızdırıcı, nefret ettirici, yumuşak, güzel sözün en güzeli gibi sözlerin önemi nedir?

Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, anlar/tezekkür eder/öğüt alır/aklını başına alır… [4]

…Sözün en güzelini söylesinler… [5]

Karşı tarafa saygıda kusur etmemenin önemi nedir?

Ciddî, samîmî, gösterişten uzak bir hitâbet örneği vermenin önemi nedir?

Siz hiç son sözünüzün ne olması gerektiğinizi düşündünüz mü?

Fakîrun küllü zî-hırsın ganiyyün küllü men yaknâ
Hüdâ ayırmasın bir kimseyi hergiz kanâatden

Erzurumlu Hâzık Mehmed (Erzurumlu İbrâhîm Hakkı (rha.)’nın Farsça hocası)

(Bütün hırslılar fakir ve bütün kanaat sahipleri zengindir. Allah bir kimseyi kanaat yoksulu etmesin.) [6]

Şiirsel bir dil kullanmanın önmi var mıdır yoksa herkesin anlayacağı dili mi tercih etmek gerekir?

Dinleyicinin seviyesini belirlemek ve ona göre konuşmanın önemi nedir?

Kaynaklar/References:

  1. Kur’ân-ı Kerîm, İbrâhîm Sûresi, Âyet: 14/24.
  2. http://www.yunusemre.gov.tr/index.php/tr/s5-flex-menu-1121/sample-menu/soez-ola-kese-savas
  3. http://tarihvemedeniyet.org/2011/02/idam-ettiren-siir/
  4. Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ Sûresi, Âyet: 20/44.
  5. Kur’ân-ı Kerîm, İsrâ Sûresi, Âyet: 17/53.
  6. http://www.hayatiinanc.com/damlalar/orada-burada/

Gündüz ve Gece Dünya Saati: Day and Night World Clock

by Yu-Sung Chang

 

Local DST: Daylight Saving Time: Yaz Saati Uygulaması’nı işaretlerseniz Türkiye için +3 olur.

Get Local Time‘a (Yerel Zamanı Al) tıkladığınızda anlık gün ve saate göre veri verir.

Sağ üste ki Autorun’a tıkladığınızda sene içindeki değişimi görebilirsiniz veya elle değerleri değiştirerek yapabilirsiniz.

Tiwilight Zone: Tan/Şafak Bölgesi

Day and Light Line: Gündüz ve Gece Hattı

Açıklamalar: Mehmet Keçeci

Bilim ve İnsanlık Tarihi Bir Gün Tekrar Yeniden Yazılacak

History of Science and Humanity will be Written Again Someday

Mehmet Keçeci

20.09.2012

Göbekli Tepe

    İnsanlık tarihi bir bakıma insanların ticaret ve tarım, çiftçilik, hayvancılık yapmalarıyla başladığını söyleyebiliriz. Bunun için verimli topraklar ve büyük ırmaklar ister istemez bir cazibe merkezleri olmaktadır. Nil nehrinin kaynağından başlayan yerleşim alanları zamanla Mısır merkezindeki medeniyete kadar ilerlemiştir. Aynı şekilde Kızıl denizden ilerleyen topluluklar Lübnan, Suriye ve Anadolu topraklarına ulaşmışlar ve buradan 2 kola ayrılarak bir taraf Kapadokya Volkaniklerine, Konya ovasına diğer taraftan Bingöl volkanik alanlarına doğru ilerleyişlerini sürdürmüşlerdir.

Buraya kadar her şey normalken ne oldu da bazı şüpheler doğmaya başladı?

    İnsanlık tarihini düşündüğümüzde sadece yukarıda anlattıklarımız çok küçük bir kısmını kapsadığını görürüz. Bunun yanında hemen hemen her 100 yılda bir insanlık tarihinin yeniden yazıldığına şahit olduğunuzda buna çok şaşırmayınız. Bilimin ve tarihin tedrici ilerleme yolunda bunların normal olduğunu göreceksiniz. Belki ilk insan ve atamız, babamız olan Hz. Âdem (a.s.) ve yine ilk annemiz olan Hz. Havva’dan bu yana kaç yıl oldu?

    Bulunan eşyalar, kemikler üzerinde değişik yöntemler kullanılarak tarih belirleme yapılır. Bu yöntemlerin hepsi tam doğru sonuç vermezler. Bazıları yakın, bazıları ise belirli aralıklarda doğru veya yakın sonuçlar verirler. C-14, X-Ray, CT, NMR, RF, Moleküler Genetik Saat, Argon, Paleomanyetik, Elektron Spin Rezonans (ESR), Isıl ışıma (termolüminesans), uranyum izotop jeokronoljisi, U-Th, diğer radyoaktif maddeler vs. Bunların en meşhuru olan C-14 metodu (C12,13 kararlı C-14 ise 5730 yıllık bir yarılanma süresi olan radyoaktif bir elementtir) ile belirlenir fakat bu yöntem 58-62bin yıllık azami yıl doğruluğu vardır ve her aralıkta yanı doğruluğu da vermez. Ayrıca kalibre tarihi yapılmış olması gerekir. [6, 7]

Karbon 14

BP: Before Present: Günümüzden Önce (GÖ) fakat Present= MS 1950 olarak belirlenmiştir.

cal: calibrated years: kalibre yılı

C-14: 27 Şubat 1940’da Berkeley deki Kaliforniya Üniversitesi Işıma Laboratuvarı’nda Martin Kamen ve Sam Ruben tarafından keşfedilmiştir.

    Bu soru çok önemlide olsa ben şu anda buna fazla girmeyeceğim ama bunun cevabı “İnsan/Human” dediğimiz “Homo Sapiens Sapiens” için (diğerleri konumuz dışındadır. Homo=Man=İnsan Sapiens=Wise=Bilge, Akıllı, Bilgili Homo Sapiens Sapiens=Akıllı İnsan anlamına gelir ve biz diğerleriyle veya sadece “Homo Sapiens”lerle ilişkilendirmeyeceğiz.)

  1. İnsanoğlunun nüfus artış oranlarının geriye doğru hesaplanmasından yaklaşık bir sonuç bulunabilmektedir. (Burada Hz. Nuh (a.s) ve tufan, felaketler faktörü (ben bunun tufan için 1/10bin sene, diğerleri içinde 10bin sene olduğu düşüncesindeyim) sonradan veya doğrudan eklenebilinir. Bende bu çalışmaları yapanlardan birisi olarak bunun yaklaşık olarak doğru sonuç verdiği kanaatindeyim. (67-80bin)+20bin yani azami 100bin sene vermektedir. İnsanların kıtalara dağılımı artık tahmin edilebilinmektedir. Dillerin oluşumu ve birbirleri ile ilgileri de buna benzer olarak tahmin edilinebilmektedir. İnsanoğlu soyunun 5000 atadan olduğu tahmin edilmektedir ve yaşayan tüm insanların ise 78-80 milyar olduğu düşünülmektedir.

  2. Dağılım haritası ilk insanların Afrika’da 70bin sene önce çıktığını söyler. (Bu ilk insan olarak inandığımız Hz. Âdem (a.s.) (Adam, Elley, Ele, Törüngey, Türüngey (Tör/Tür=Türemek)) ile Hz. Havva’nın (Eva, Eve, Eje, Ece, Eçe, Ejey, Ecey, Eş (Ec/Eç/Eş=Büyük kızkardeş, kraliçe, anne)) Arafat’ta buluşmasına aykırı değildir. Çünkü buluştuktan sonra kendileri veya nesillerinin topluluk olarak nerede yaşadıkları hakkında bilgimiz yoktur. Dikkat edilirse her ikisi de ayrı yerlerden buraya birbirlerini bulmak için gelmişlerdir. İlk mabedin Kâbe olması ilk insanla başlamıştır.

  3. İnsan genetiği üzerinde yapılan çalışmalar 1999’da insanoğlunun en fazla 100bin seneye dayandığını göstermiştir.

  4. Antropoloji, insan kemik kalıntıları, yaptığı eser incelemeleri, göçler vs. Bu tür çalışmalar ise en fazla 120bin sene verir ki burada ki bazı verilerin insan mı diğer goril, şempanze, orangutan, pan, gibbon (gibi türlerdir ki bizim konumuzun dışındadırlar) tipleri mi oldukları kesin değildir.

  5. Bazı kaynaklar 200bin yıla kadar uzatmaktadırlar. Fakat bu Homo sapiens’leri de içine alır biz ise sadece Homo Sapins Sapiensler yani insanı söz konusu inceliyoruz.

  6. Diğer ilmi çalışmalar.

    Ne oldu da burada şüpheler uyanmaya başladı? Daha düne kadar Sümerliler hakkında doğru dürüst bilgilerimiz yokken ilk önce Suriye’de Tel-Esved (?? ????, Tell Aswad) yerleşim biriminin MÖ. 8200-8700 lere dayandığı gösterildi bu dağılım noktası üzerinde bir yerdeydi ve her şey normaldi evet, ne oldu da şüpheler uyandı. İnsanlık ilk göçebe hayatına 60bin senelere, hayvan evcilleştirme MÖ. 14-15000lere (GÖ 17000) (bazı kaynaklara göre daha da yakındır), tarım kültürü MÖ. 10binlere (GÖ:1200) (ilk önce yabani bitkilerin toplanması MÖ. 7000lerde yetiştirilmesi ve sonra da melezlemeye gitmişlerdir), yazı kültürü ise MÖ 3200lere (GÖ:5200) dayanmaktadır. Acaba bunlar değişecek mi? Karacadağ/Şanlıurfa buğdayı dünyanın yetiştirilen ilk buğdayı mı? 

    1963’lerde Şanlıurfa’nın yakınlarında Göbekli Tepe bulunmuştu. 1995 yılında arkeolog Prof. Klaus Schmidt tarafından Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle başlayan kazılar bu tepede bulunan 20 alandan birinin MÖ.9600’lere dayandığı görülünce tarihi bilgilerimizdekilerle uyuşmadığı görüldü. Diğer alanların ise MÖ. 12000-13000lere dayandığı sanılmaktadır. Çünkü ilk önce Tel-Esved/Suriye’de olması gereken bu yapıt Göbekli Tepe/Şanlıurfa/Türkiye’de çıkması göç yolları tarihleri veya göç yolları hakkındaki bilgilerde şüphe uyandırmıştır.

  1. Tel-Esved’de bulunan insanlar daha önce inşa etmesi gerekirdi?

  2. O zaman bu yapıyı yapanlar kimlerdi, hangi yol üzerinden ve hangi amaçla buraya gelmişlerdi?

  3. Mermerlere hayvan gravürlerini nasıl ve niçin yapmışlardı?

  4. Bu hayranların bir kısmını evcilleştirmişler miydiler?

  5. Bu devasa 6 katlı yapıyı hangi araçlarla yapmışlardı?

  6. 60 tonu bulan mermerleri buraya nasıl taşımışlardı?

  7. Onlardan kalan mezar kalıntıları var mıydı? Eğer mezar kalıntıları buluna bilirse onların genetik ve yaş tayininden birçok bilgiler öğrenilebilinir.

  8. Ve tabii ki bunların sonuna ne olmuştu da burayı küçük taşlarla kapatarak nereye niçin gitmişlerdi?

  9. Göbekli Tepeyi kimler inşa etti?

  10. Göbekli Tepe dünyanın ilk mabedi mi? (Daha önce belirttiğim gibi dünyanın ilk mabedini, camisini, mescidini ve kıblesi “Kâbe/Beytullâh/Allâh’ın Evi”dir. Fakat Kâbe Hz. Âdem (a.s.) oğlu Hz. Şit (a.s) (Şis, Allah’ın hibesi) zamanında 4 duvar olarak yapılmış ve Hâcer-ül Esved’de bir köşesine konulmuştur. Bundan sonra tekrar Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmail (a.s. tarafından günümüzdekine benzer bir şekilde inşa edilmiştir. Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Beyt, Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı. [8]) Bu inşaat tahminen yaklaşık olarak MÖ. 1700 yılları olabilir ama Mö. 1500-2500 arası oldukça kuvvetlidir. 

  11. Göbekli Tepedeki “T” işareti Tau, ankh, Yaşam haçı, şeytan, typhon, tifon, Tanrı veya birer insan işaretinin ilk atası mı? Mısır kötülük tanrısı seth, set, setek, sutekh, typhon (satan, şeytan), anubis, isis, amon, mut’un elindeki ilmikli T (ankh, yaşam haçı)’ın ilk işareti mi? Mısır kralı Tutankamon’un mezarından çıkan ankh’ın ilk sembolu müdür?

  12. Buraya bu ağır sütunlar araba olmadan, tekerlek olmadan nasıl getirildiler?

  13. Ceylan, Alageyik, yaban domuzu, yaban koyunları kalıntıları sadece yabani hayvancılıkla, avcılıkla, toplayıcılıkla mı geçiniyorlardı yoksa burası bir yerleşim bölgesi olmadığından farklı bir yerden gelip burayı inşa ettiklerinden mi böyleydi? Yoksa avcılıktan tarım toplumuna burada mı geçmişlerdi?

  14. Burayı inşa edenler göçebe, avcılar mı yapmıştı çünkü bereketli hilalde bulunanlar bunun yapımından en az 1000 sene veya daha da fazla süre önce tarım toplumuna geçmiş olmaları gerekiyor du.

  15. Göbekli Tepe ile Şanlıurfa arasında bir ilişki var mı? Şanlıurfa’da bulunan 11bin yıllık buluntularla ilişkileri var mıydı?

  16. T şeklindeki yapılarda el şekilleri varken neden yüz şekilleri çizilmemişti? Hayvanların yüz şekilleri mevcuttu özellikle leoparın.

  17. İlk kaldıraç/lever burada mı kullanılmıştı?

  18. Her bir taşı taşımak için kaç kişi gerekiyor, 50 mi?

  19. Oymaları oyma ustaları mı yapmıştı yani daha önceden oymacılık biliniyor muydu? Kazıcılık, duvarcılık vs.?

  20. Burası kaç yılda bitirilmiştir? En az 20 alan olduğu düşünülmektedir. Her biri için 1 sene harcanmışsa 20 senelik bir zaman dilimi gerekir. Bu arada ölenler olmuş olması kaçınılmazdır acaba onlardan kalan iskeletler bulunabilecek midir?

  21. O devirde inançlar insanları ne kadar etkiliyordu?

  22. Hayvanlardan daha üstün olduğumuzu bildiren din bu tapınağın yapımında etkili mi olmuştu? Bu bir hayvanlara karşı bir üstünlük gösterisi miydi, yoksa bir cenaze, defin tören yerleri miydi?

  23. Boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, turna, yaban ördekleri, akrep, akbaba, leopar resimlerinin anlamları neydi?

  24. Burası Nuh Tufanı ile topraklar altında kalan, yeri o devirde bilinmeyen Kâbe’ye alternatif olarak mı yapıldı?

  25. Yerleşim alanlarının artması ve her yerleşim yerinde insanların ibadet haneleri yapması buranın önemini mi yitirtmişti?

  26. Bazı insanların evlerine astıkları hayvan figürleri bu toplumdan kalan alışkanlıklar mıydı?

  27. Kafatası kültüne mi sahipti? Ölülerini akbabalara mı yediriyorlardı? Kafataslarını mı saklıyorlardı?

  28. Öldükten sonra dirileceklerine inanıyorlar mıydı?

  29. Hayvan resimleri birer muhafız mı?

  30. Resimlerdeki kemer ve kemer tokası o devirdeki insanların kemer yapmayı bildiklerini ve kullandıklarını mı gösterir? Tilki derisinden yapılmış peştamal resimleri de aynı anlama mı geliyor? Mısır figürlerindeki peştamallarla bir bağlantısı var mıydı?

  31. Yapılar çember biçiminde olmaları ve çevrelerindeki T şekilleri merkeze bakarken merkezdeki 2 T şekli birbirlerine bakıyor olmaları acaba onların ilk insan Hz. Âdem (a.s.) ile Hz. Havva’yı mı simgeliyorlardı?

  32. Şanlıurfada İbrahim ve Zeliha (Züleyha’nın kısaltılmışı) adlarının çok verilmesi gibi daha başka tarihi adlar da mevcut mu?

  33. Bunları yapabilmek için bir yerleşik hayata geçmiş üretim yapan, sanatkâr, mühendislik düşünceleri oluşmuş bir toplum gerekli değil midir?

  34. Dünyanın ilk alfabesi acaba burada mı yazıldı?

ilk yazı

HCH harflerinden oluşmaktadır. Bu bir alfabe mi yoksa kemer süsü mü?

Türkiye

 

tarım kültürü

 

 

 

Resimler: Photographs by

  1. Haldun Aydıngün

  2. Berthold Steinhilber

  3. Vincent J. Musi

Kaynaklar: References

  1. http://gobeklitepe.info

  2. http://www.archaeology.org/0811/abstracts/turkey.html Volume 61 Number 6, November/December 2008

  3. http://www.theweek.co.uk/28199/digging-history-gobekli-tepe-turkey

  4. http://www.thedailybeast.com/newsweek/2010/02/18/history-in-the-remaking.html

  5. http://www.guardian.co.uk/science/2008/apr/23/archaeology.turkey

  6. http://serc.carleton.edu/vignettes/collection/35379.html

  7. http://serc.carleton.edu/images/NAGTWorkshops/geomorph/vignettes/figure_1_1250225262.v2.webp

  8. Kurân-ı Kerîm, Bakara Sûresi: Ayet: 127, Diyânet Meali.

  9. http://ngm.nationalgeographic.com/2011/06/gobekli-tepe/musi-photography

  10. http://www.mekan360.com/360fx_anasayfa_gobeklitepesanliurfa-anasayfa.html

  11. http://www.gobekli.net

  12. http://ngm.nationalgeographic.com/2011/06/gobekli-tepe/mann-text

Bolu’dan Çıkan Postalar

Outgoing Post (Mail) from Bolu

Mehmet Keçeci

13.09.2012 Yayn Tarihi:15.09.2012 09:17

Bolu'dan Çıkan Postalar

 

2. yayın: http://www.bolulularplatformu.com/kose-yazisi/68/boludan-cikan-postalar.html

Bolu'dan Çıkan Postalar

 

 

Bolu’dan Çıkan Postalar

Mehmet Keçeci

13.09.2012

İlk Yayın: 15.09.2012 09:17

  1. http://www.bolupostasi.com/boludan-cikan-postalar.html
  2. http://www.bolulularplatformu.com/kose-yazisi/68/boludan-cikan-postalar.html

Merhabalar…

Tüm Bolupostası ailesine, okurlarına ve Bolulu hemşehrilerime merhaba, bol bol selam ve esenliklerimle.

 Burada yazı yazmam için Metin Alparslan Beyden aldığım teklif üzerine bu yazımı göndermiş bulunmaktayım.

Ben Mehmet Keçeci 1972 Gerede/Bolu doğumlu olsam da kendimin ve ailemin İstanbul’da yaşaması sonucu bir İstanbullu olarak yetiştim. Fakat insanların bulunduğu yerlere hizmet etmesi gibi kökenlerini, neşet ettiği kaynakları, kendisini yetiştirenleri, hizmet edenleri,  vatanına ve tüm insanlık ailesine hizmeti bir görev addetmesi kadar doğal bir şey yoktur.

Hayatımda hep bir yön ile yetinemediğimden ayrıca bunu bir eksiklik kabul ettiğimden ara vermeden 25 sene süren eğitimimde hem manevi hem de maddi ilimleri (İHL, Elektronik, Fizik, Master ve Doktora derslerini bitirdim) öğrenerek geçirdim.  Farklı Kolej ve kurumlarda öğretmen ve programcı, şirket yöneticisi olarak çalıştıktan sonra son 2 senedir bir özel üniversitede (İstanbul Medipol Üniversitesi) öğretim görevlisi olarak ders verdim. Her seviyeden 3500’ü aşkın öğrenci yetiştirmek nasip oldu. İstanbul, Malatya, Kocaeli, Yalova şehirlerinde bulunduk. 5 üniversiteden resmi, 1 üniversite ve 1 enstitüden gayri resmi dersleri takip ettik. Üniversitelerde bildiriler ve ulusal (bilimsel, gazete, dergi, TV, web sitesi) ve uluslararası bilimsel yayınlarımız oldu. Bu birikimimizi azar azar yaymaya başladığımızda bazı eksiklikleri görmüş olduk. Bunlardan biri özellikle Türkiye’de düşünce ve yazılarında hem iki yönü bilem hem de istekli gençlere yol açabilecek bilim yazarlarının mevcudiyetidir. Sözel ve sosyal bilimlerde bu ihtiyaç bir nebze olsa da giderilmiş fakat sayısal ve fen bilimlerinde ki açık hâlâ devam etmektedir. Var olan eski bilgiler zaten birçok kişi tarafından bilinmektedir. Bu bilgilerin bugün ve gelecek için bizlere nasıl fayda vereceği ve onları nasıl kullanabileceğimiz önemlidir.

Bütün dünyada insanların belirli araştırmalardan dolayı doğru veya yanlış yorumlarıyla fikirlerini değiştirirken bizlerin bunları görmezden gelerek, anlamadığımız için korkarak, el, yabancı, ecnebi icadı deyip arkamızı dönerek ne kendimize, vatanımıza ne de insanlığa bir hizmetimiz olamaz. Her yönü ile tertemiz olan Hz. Muhammed (s.a.v.) “Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allâh onu cennete giden yollardan birine dâhil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semâvât ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem mîrâs bırakırlar ama ilim mîrâs bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nâsib elde etmiştir.”(1) Hadis-i Şerif’ine muhatap olan bizler gelişmekte olan ilimleri görmezlikten gelemeyiz.

Tüm ilmi disiplinlerin kendi alanlarında bir ağırlıkları olduğu gibi bir araya geldiklerinde muhteşem bir anlayış, kültür, medeniyet ortaya çıkmaktadır. Nasıl Bolu gibi oksijeni bol bir ortamda olmak ile havası kirli bir ortamda yaşamanın bir olmayacağı gibi var olan değerlerimizi en iyi şekilde kullanmalı ve yeni değerler üretmek içinde hem çaba harcamalıyız hem de gelecek nesillere yol göstermeliyiz.

Var olan bilgileri harmanlamanın önemi için hem bilgi, tecrübe, imkân hem de ortam gereklidir. Manevi büyüğümüz yeni nesillere yol açmak için bir eğitimci gözü ile bir rubâîsinde ne güzel söylemiştir “… Ne kadar söz varsa düne ait, Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. (… A lot of words about yesterday, Now, must say new things.) Mevlânâ Celâleddîn Rumî (rha.)(2)

Mevlânâ Celâleddîn Rumî (rha.) burada eskilerin tamamını at tamamen yeni şeyler söyle değil eskilerin üzerine yeni bilgiler ekleyerek ilerleyişe devam etmemizi vurgulamaktır. Bu da geçmiş ile geleceği birleştirecek bakış açılarına (viewpoint) gerek duymaktadır. Bu hem geçmişi hem de günümüzü bildiği gibi geleceğe de ışık tutması, ilim, irfan yolcularının önlerini aydınlatması ile olmaktadır. Günümüzde dünya bir “Küresel Köy” (Global Village) haline geldiğinden ben güncel siyaset veya yerel olaylardan daha çok günümüzün dünyasını ilgilendiren konulara değinmek arzusundayım.

Türkiye hızla büyüyen, gelişen ve dünya liderleri arasında ki hak ettiği yerini almaya çalışan ve bunun içinde hem kinetik olsun hem de potansiyel enerjisi ile göz dolduran bir altyapıya sahiptir. Elbette biz Bolulular olarak bu yükselişe katkımız kaçınılmazdır. Havasının temiz ve oksijeni fazla, toprağı verimli, ormanı ve gölleri bol olan bir yerin evlatları olarak bu var olan potansiyeli değerlendirmeli, evlatlarımızı hem günümüzün hem de geleceğin şartlarına hazırlamalı ve bu güzellikleri bütün dünyaya yaymalıyız. Bunun için hepimizin aynı mekânda bulunmak yerine aynı, benzer ruh hâline sahip olmamız yeterlidir.

Özellikle sizlere daha da faydalı olabilmem için ve bundan sonraki yazılarımı sizlerden gelecek soruların cevaplarını içerecek şeklinde olması arzusunda olduğumdan özellikle “Fizik, Astronomi, Astrofizik” ilimleri ve bununla ilintili konularda öğrenmek istediğiniz, merak ettiğiniz veya tartışmalı konularda güncel veya güncel olmayan sorularınızı gönderebilirsiniz. Ben de fırsat buldukça bunları yorumlamaya çalışırım.

ÜstÂd Bâyezid-i Bestâmî’nin (k.s.) çok derin ve düşündürücü, tefekkür ettirici bir sözü ile bitirelim “Hakikat yolu aranmakla bulunmaz. Fakat bulanlar yalnızca arayanlardır.”(3)

Hem arayanlardan hem de bulanlardan olmanız dileğimle bir sonraki yazımızda görüşmek üzere…

Kaynaklar/References:

  1. Hadîs-i Şerîf; Kütüb-i Sitte, 4078; Ebû Dâvud, İlm 1, (3641); Tirmizî, İlm 19, (2683); İbn-i Mâce, Mukaddime 17, (223).
  2. Mevlânâ, Rubâîler (Seçme), haz. Abdülbaki Gölpınarlı, İstanbul 1945, Rubâî nr. CLXXVII 
  3. Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri ve İslam Tasavvufunu Özü. Cemal Yıldırım

Kısaltmalar:

  1. s.a.v. : Sallallâhu ‘Aleyhi ve Sellem: Allâh’ın Selâmı O’nun üzerine olsun
  2. rha. : Rahmetullâhi ‘Aleyh: Allâh’ın rahmeti üzerine olsun
  3. k.s. : Kaddesallâhu Sırrûhu: Allâh onun sırrını / rûhunu yüceltsin / mübarek eylesin / temiz kılsın

Not 1: Kaynaklar arasında ve çevirilerden kaynaklanan küçük farkların varlığından dolayı alıntılar arasından bir tanesini seçilmiştir.

İlim Çin’de de (çok uzakta da) olsa gidip alınız. İmâm-ı Süyûtî, Cem’ü’l-Cevâmi; İbn Abdi’l-Berr, Câmi’u Beyâni’l-İlm ve Fadlih; El-Beyhâkî, Şuabü’l-Îmân II/254; İbni Adîl, El Kâmil; El-Ukaylî, ed-Du’afâ; Hatib el-Bağdâdî; Deylemi; Aclûnî,  Keşf’ü-l Hafâ, I/138.

İlim Çin’de olsa bile taleb ediniz. (İbn Adiy, 2/207; Ebû Nuaym, Ahbâr Asbahân, 2/106; el- Hatîb, et-Târîh, 9/364; İbn Abdu’l-Berr, Câmiu Beyâni’l-İlm, 1/7-8) Râvilerinden olan Ebû Atike Turayf b. Süleymân hadîsi Metrûktur. Bu rivâyeti İbnu’l-Cezvî Mevduâtın da zikrederek İbn Hibban’ın bu rivâyet hakkında bâtıl ve aslı olmadığına dâir sözünü nakleder. Es-Sehâvî el-Makâsıd’ta bu hükme katılır. Abdurrahmân Kutluay, Zayıf ve uydurma Hadîsler ve Bunların Ümmetteki Kötü etkisi, I. Cilt Muhaddis Muhammed Nâsiruddîn El-Albâni’nin Bu Serisinden Seçme Rivâyetler.

Utlubu’l-ilme velev bissîn: İlim, Çin’de de olsa taleb edin. (Aclûnî, Keşfû’l-Hafâ, 1/138; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, 1/78). 

Meselâ, Kur’ân-ı Kerîm’de:

إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء  (innemâ ya’hşellâhe min ‘ibâdihi’l-‘ulemâe)

“Kullarından ancak âlim olanlar Allah’tan haşyet duyar” (Fatır, 35/28) buyurulmuştur; yine Kur’ân-ı Kerîm’de:

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُون (kul hel yestevi’l-lezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn)

“De ki: Hiçler bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer 39/9) âyeti vardır.

Ayrıca sahih hadîste

(İnnemel melaikelte letadau ecnihetiha rıdan litalibi-l ilmi…)

“Melekler razı olmalarından dolayı ilim taleb edenlerin (ayaklarının altında) kanatlarını gereler”115 (Ebû Dâvûd, İlm, 1; Tirmizî, İlm, 19) buyurulmuştur. Böyle onlarca âyet ve hadîs varken, hadîs diye uydurulmuş sözlere hiç ihtiyaç yoktur.

Not 3: Fatır Sûresi 35/28. Âyet: فاطر

Fatır Sûresi 28. âyet

وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ

Ve minen nasi ved devabbi vel en’ami muhtelifün elvanühu kezalik innema yahşellahe min ıbadihil ulema’ innellahe azızün ğafur.

İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

Zümer Sûresi 39/9. Âyet: الزمر

Zümer Sûresi 9. âyet

أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِداً وَقَائِماً يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ

Emmen hüve kanitün anael leyli sacidev ve kaimey yahzerul ahırate ve yercu rahmete rabbih kul hel yestevillezıne ya’lemune vellezıne la ya’lemun innema yetezekkeru ülül elbab.

(Böyle bir kimse mi Allah katında makbuldür,) yoksa gece vakitlerinde, secde halinde ve ayakta, ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak itaat ve kulluk eden mi? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.

4078 – Ebu’d-Derda radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle dediğini işittim: “Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir.”

Ebu Davud, İlm 1, (3641); Tirmizi, İlm 19, (2683); İbnu Mace, Mukaddime 17, (223).

Not 4: Kaynak bir  “Vahye Göre Akıl İalâm’da Aklın Önemi ve Sınırı” Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre’nin kitabında kaynak verilmeden ve tahric edilmeden 3 kere geçmektedir.

XXVII. Bölüm İdrâk Edene: “Üniversite Hocalığı Bir edebtir”119 ( Ayrıca “Kubbealtı Akademi Mecmuası” Ocak-1994’te ayınlanmıştır.

Sayfa 370: VI. Hâdislerde Hz. Peygamber:

  • “Her ilim sahibi ilme açtır.”

  • “Ademoğullarının nefsi bilgi elde etmeğe uğraşmada hep gençtir.”

  • “İlim elde etmeğe çalışmak dîne ne güzel bir yardımdır.”

  • “Bilgisizler arasında bilgi elde etmeğe uğraşan, ölüler arasındaki diriye benzer.”

  • “İlim elde etmek her Müslümana farzdır…”

  • Güzel güzel sormak ilim elde etmenin yarısıdır.”

  • “İlim definelerdir. O definelerin anahtarları da sorudur. Sorun! Allâh rahmet etsin size; çünkü soruda dört kişiye ecir vardır: sorana, öğretene, dinleyene ve bunları sevene.”

  • “Çin’de bile olsa, bilgiyi arayın; gidin elde edin! Çünkü ilim sahibi olmak her Müslünana farzdır. Şüphe yok ki melekler aradığı dilediği şeyden râzî olduklarından dolayı ilim sâhibi olmak isteyenin üstüne kanatlarını gereler.” (Ebu’d-Derda hâdisiyle benzerlik içeriyor. Oradaki “bir yola sülûk ederse” ifadesi burada Çin olarak geçmiş gibi. M.K.’nin yorumu)

  • “(Onun için) Hangi kaptan çıkarsa çıksın, iyi-kötü kimde bulunursa bulunsun, hikmeti almağa bakınız.”

buyurmaktadır. Buna göre:

“Üniversite Hocalığı”, ilmini sürekli arttırmanın kendisine farz olduğu husûsunda idrâk ve irâde sâhibi olmak edebi olmalıdır.

XXXII. Bölüm “İlim ve Din” Sayfa 438:

Ayrıca Cenâb-ı Peygamber: “İlim Çin’de dahî olsa gidin, arayın, elde edin” demekle ilmin islâmileştirilmesine hiç de işâret etmiş görünmemektedir. Bundan dolayı İlmin islâmileştirilmesi acabâ bir bid’at midir?

 

Not 5: İlimle İlgili Kütüb-i Sitte Hadîsi Şerifler:

ALİMLERİN FAZİLETİ

4072 – Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a biri âbid diğeri alim iki kişiden bahsedilmişti.

“Alimin âbide üstünlüğü, benim, sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir” buyurdu.”

Tirmizi, İlim 19, (2686).

4073 – Yine Tirmizi’nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: “…Aleyhissalatu vesselam sonra buyurdular ki: “Allah Teâla Hazretleri, melekleri, semâvat ehli, deliğindeki karıncaya, denizindeki balıklara varıncaya kadar arz ehli, halka hayrı öğretene mağfiret duasında bulunur.”

Hadis Tirmizi’nin aynı babındadır.

4074 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Tek bir fakih, şeytana bin âbidden daha yamandır.”

Tirmizi, İlim 19, (2083).

4075 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a Allah indinde en efdal insanın kim olduğu sorulmuştu: “Allah indinde en kıymetlileri en muttaki olanlardır!” buyurdular. “Biz bunu sormadık!” demeleri üzerine: “Öyleyse o, Halîlullah’ın oğlu, Nebiyyullah’ın oğlu Nebiyyullah’ın oğlu Yusuf’tur” buyurmuştu. Yine itirazla: “Hayır bunu da sormadık” dediler. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: “siz bana Arap hanedanlarından mı soruyorsunuz?” dedi. “Evet (Ey Allah’ın Resûlü!) dediler. “Onların cahiliye dönemindeki hayırlıları, fıkıh öğrendikleri takdirde, İslam’da da en hayırlılarıdır!” cevabını verdi.”

Buhari, Enbiya 8, 14, 19, Menakıb 1, 25, Tefsir, Yusaf 1; Müslim, Fezail 168, (2378).

4076 – Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Dinde fakih (bilgili) olan kimse ne iyi kimsedir! Kendisine muhtaç olununca faydalı olur. Kendisine ihtiyaç olmayınca ilmini artırır.”

Rezin tahric etmiştir.

4077 – Yine Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim, benden sonra öldürülmüş olan bir sünnetimi ihya ederse beni seviyor demektir. Beni seven de benimle beraberdir.”

Rezin tahric etmiştir.

4078 – Ebu’d-Derda radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle dediğini işittim: “Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir.”

Ebu Davud, İlm 1, (3641); Tirmizi, İlm 19, (2683); İbnu Mace, Mukaddime 17, (223).

İLME TEŞVİK

4079 – Humeyd İbnu Abdirrahman anlatıyor: “Hz. Muaviye radıyallahu anh’ı işittim, demişti ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini işittim: “Allah kimin için hayır murad ederse onu dinde fakih kılar.”

Buhari, Farzu’l-Humus 7, İlm 13, İ’tisam 10; Müslim, İmaret 98, (1038), Zekat 98, 100, (1038); Tirmizi, İlm 1, (2647).

4080 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.”

Tirmizi, İlim 2, (2649); İbnu Mace, Mukaddime 17, (227).

4081 – Yine Tirmizi’nin Sahbere radıyallahu anh’tan kaydına göre, Aleyhissalatu vesselam: “Kim ilim taleb ederse, bu işi, geçmişteki günahlarına kefaret olur” buyurmuştur.”

Tirmizi, İlim 2, (2650).

4082 – Ukbe İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Zancılardan önce, ölem öğrenin yani zanlarıyla konuşanlardan önce.”

Rezin tahric etmiştir. Buhari’de bunu bir bab başlığında muallak (senetsiz) olarak kaydetmiştir. (Feraiz 2).

4083 – Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Feraizi ve Kur’an-ı öğrenin ve halka da öğretin, zira benim ruhum kabzedilecek (ve ben aranızdan gideceğim).”

Tirmizi, Feraiz 2, (2092). İbnu Mes’ud radıyallahu anh’tan aynı manada bir rivayet yapılmıştır.

Rezin şu ziyadede bulunmuştur: “Feraizi bilmeyen âlimin misali, baş kısmı olmayan bürnus gibidir.”

4084 – Ebu Sa’id radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mü’min, sonu cennet oluncaya kadar hayır işitmekten asla doymayacak.”

Tirmizi, İlim 19, (2687).

4085 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Hikmetli söz mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, onu hemen almaya ehaktır.”

Tirmizi, İlim 19, (2688).

4086 – İbn-i Amr İbni’l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İlim üçtür. Bunlardan fazlası fazilettir. Muhkem âyet, kâim sünnet, âdil taksim.”

Ebu Davud, Feraiz 1, (2285); İbnu Mace, Mukaddime 8, (54).

4087 – Ebu Vâkid el-Leysi radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm mescidde otururken üç kişi çıktı geldi. İkisi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a yönelerek önünde durdular. Bunlardan biri, bir aralık bularak hemen oraya oturdu. Diğeri de onun gerisine oturdu. Üçüncü kimse ise, geri dönüp gitti.

Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (dersinden) boşalınca buyurdular:

“Size üç kişiden haber vereyim mi? Bunlardan biri Allah’a iltica etti, Allah da onu himayesine aldı. Diğeri istihyada bulundu, Allah da onun istihyasını kabul etti. Üçüncüsü ise geri döndü, Allah da ondan yüz çevirdi.”

Buhari, İlim 8, Salat 84; Müslim, Selam 26, (2176); Muvatta, Selam 4, (2, 960, 961); Tirmizi, İsti’zan 29, (2725).

İLİM ÂDABI

4088 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim, bir ilimden sorulur, o da bunu ketmedip söylemezse (Kıyamet günü) ateşten bir gem ile gemlenir.”

Ebu Davud, İlm 9, (3658); Tirmizi, İlim 3, (2651).

4089 – Sehl İbnu sa’d radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Vallahi, senin hidayetinle bir tek kişiye hidayet verilmesi, senin için kıymetli develerden müteşekkil sürülerden daha hayırlıdır.”

Ebu Davud, İlm 10, (3661); Buhari, Ashabu’n-Nebi 9; Müslim, Fedailu’l-Ashab 34, (2046).

4090 – Ebu Hârun el-Abdi anlatıyor: “Biz Ebu Sa’id el-Hudri radıyallahu anh’a uğrardık. O bize: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın (bize) vasiyetine merhaba” (derdi ve ilave ederdi): “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm demişti ki: “İnsanlar (dinde) size tabidirler. Size (aktar-ı âlemden yani) dünyanın her tarafından bir kısım erkekler gelip İslam dinini öğrenecekler. Onlar geldikleri vakit, onlara hep hayrı tavsiye edin.”

Tirmizi, İlim 10, (3661).

4091 – Yezid İbnu Seleme el-Cûfi radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! dedim, ben senden pek çok hadis işittim. Ancak bunlardan, sonradan işittiklerimin, önceden işittiklerimi unutturacağından korkuyorum. Bana (hepsinin yerini tutacak) câmi bir kelime söyle!”

“Bildiklerinde Allah’a karşı müttaki ol (bu sana yeter)!” buyurdular.”

Tirmizi, İlim 19, (2684).

Rezin şu ziyadeyi yaptı: “…ve onunla amel et!”

4092 – Rebi’a İbnu Ebi Abdirrahman der ki: “Yanında bir miktar ilim olan kimseye, nefsini zayi etmesi münasib düşmez.”

Buhari bab başlığında kaydetmiştir. (İlim 21.)

İLİM VEÖĞRENME ADABI

4093 – İkrime rahimehullah anlatıyor: “İbnu Abbas radıyallahu anhüma dedi ki: “İnsanlara haftada birkere hadis anhlat. Buna uymazsan iki kere olsun. Daha çok yapmak istersen üç olsun. Sakın halkı şu Kur’an’dan usandırma! Halk kendi meselelerini konuşurken, senin onlara gelip, sözlerini keserek, bir şeyler anlatıp onları bıktırdığını görmeyeceğim. Onlar konuşurken sus ve dinle. Onlar sana gelip: “Konuş!” diye talebte bulununca, istiyorlar demektir, o zaman konuşursun. Dua’da seci meselesine dikkat et ve ondan kaçın. Zira ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ve Ashab-ı Kiram’ın devrinde yaşadım, bunu yapmıyorlardı.”

Buhari, Da’avat 20.

4094 – Hz. Ali radıyallahu anh demiştir ki: “İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve resulünün tekzib edilmelerini ister misiniz?”

Buhari, İlim 49.

4095 – İbnu Mes’ud radıyallahu anh diyor ki: “Sen bir cemaate akıllarının almayacağı bir şey söylersen mutlaka bu, bir kısmına fitne olur.”

Müslim, Mukaddime 5.

HADİS RİVAYETİ VE NAKLİ

4096 – İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Benden bir şey işitip onu (artırıp eksiltmeden) işittiği şekilde başkasına ulaştıran kimsenin (Kıyamet günü) Allah yüzünü taze kılsın. Zira, kendisine ulaştırılan öyleleri var ki, bizzat işitenden daha iyi kavrar.”

Tirmizi, İlm 7, (2658).

4097 – Abdullah İbnu Amr İbni’l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bir ayet bile olsa benden başkasına götürün. Beni İsrail (hikâyelerin)den de rivayet edin, bunda bir mahzur yok. Ancak kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın.”

Buhari, Enbiya 50; Tirmizi, İlm 13, (2671).

4098 – Mahmud İbnu’r-Rebi’ radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ben beş yaşlarımda iken, evimizin kuyusunun kovasından ağzına aldığı suyu yüzüme püskürttüğünü hatırlıyorum.”

Buhari, İlim 18, Müslim, Mesâcid 54 (33).

4099 – Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan iki kap ilim hıfzıma aldım. Bunlardan birini aranızda neşrettim. Ama diğerini söyleyecek olsam şu gırtlağımı kesersiniz.”

Buhari, İlm 42.

4100 – Ebu Zerr radıyallahu anh demiştir ki: “Eğer kılıncı şuraya koysanız -eliyle ensesini göstermiştir- ben bu esnada, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan işitmiş bulunduğum bir hadisi, sizin işimi bitirmezden önce söyleyebileceğime kanaatim gelse onu mutlaka söylerim.”

Buhari, İlim 10.

HADİSİN YAZILMASI

4101 – İbnu Amr İbni’l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan işittiğim her şeyi yazıyordum. Kureyş bu işten beni men etti. Dediler ki: “Sen her (işittiğin) şeyi yazıyorsun, halbuki Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir insandır, memnun ve öfkeli halde de konuşur.”

Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a anlattım. Parmağı ile ağzına işaret ederek:

“Yaz, nefsimi elinde tutan Zâta yemin olsun, ondan haktan başka bir şey çıkmaz!” buyurdu.”

Ebu Davud, İlim 3, (3646).

4102 – Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Ensardan bir zat Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a (hafızasını) şikayet ederek dedi ki: “Ey Allah’ın Resûlü! ben senden hadis işitiyorum, çok hoşuma gidiyor, ancak hafızamda tutamıyorum. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ona şu cevabı verdi:

“Sağ elini yardıma çağır!” ve eliyle yazma işareti yaptı.”

Tirmizi, İlm 12, (2668).

4103 – Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün, halka) hitabetti, -(Ebu Hüreyre, hadisin vürûdu ile ilgili) bir kıssa anlattı- (hadiste şu ibare de vardı:) “Ebu Şah dedi ki: “Ey Allah’ın Resûlü! (bu hutbeyi) bana yazıverin!” Bu taleb üzerine Aleyhissalatu vesselam: “Evet Ebu Şâh’a yazıverin!” emir buyurdular.”

Tirmizi, İlim 12, (2669); Buhari, İlm 39, Lukata 7, Diyat 8; Ebu Davud, İlm 3, (3649).

4104 – Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh diyor ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın Ashabı arasında İbnu Amr hariç, benden daha çok hadis bilen yoktu. (Onun beni geçmesi şuradan ileri geliyordu:) O hadisleri yazıyordu, ben ise yazmıyordum.”

Buhari, İlm 39; Tirmizi, İlm, (2670).

4105 – Zeyd İbnu Sabit radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana emretti, ben de onun için, Süryanice (yahudi) yazısını öğrendim. Şöyle demişti: “Allah’a yemin olsun, ben yazı işimde yahudiye emniyet edemiyorum!”

(Zeyd) der ki: “Allah’a yemin olsun bir ayın yarısı geçmeden, o yazıyı öğrendim ve hazâkat kazandım. Resûlullah’ın onlara olan mektuplarını yazıyor, onların gönderdiklerini de ona okuyordum.”

Buhari, Ahkam 40; Ebu Davud, İlm 2, (3645); Tirmizi, İstizan 22, (2716).

4106 – el-Muttalib İbnu Abdillah İbni Hantab radıyallahu anh anlatıyor: “Zeyd İbnu Sabit Hz. Muaviye radıyallahu anhüma’nın yanına girmişti. Hz. Mu’aviye ona bir hadisten sual etti. Zeyd de hadisi ona söyledi. Hz. Muaviye (orada hazır bulunan bir adama) hadisi yazmasını emretti. Zeyd müdahalede bulunarak Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hadislerinden hiç bir şey yazmamamızı emretmişti” dedi. Bunun üzerine Hz. Muaviye yazılanı derhal imha etti.”

Ebu Davud, İlm 3, (3647).

4107 – Ebu Sa’idi’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle emrettiler: “Benden kur’an dışında bir şey yazmayın. Kim, Kur’an’dan başka bir şey yazmış ise, onu imha etsin.”

Müslim, zühd 72, (3004).

İLMİN KALDIRILMASI

4108 – İbnu Amr İbni’l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah ilmi (verdikten sonra), insanların (kalbinden) zorla söküp almaz. Fakat ilmi, ülemayı kabzetmek suretiyle alır. Ülema kabzedilir, öyle ki, tek bir alim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın (kendi reyleriyle) fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını dalâlete atarlar.”

Buhari, İlim 34, İ’tisam 7; Müslim, ilm 13, (2573); Tirmizi, ilm 5, (2654).

4109 – Ebu’d-Derda radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile beraberdik. Gözünü semaya dikti. Sonra: “Şu anlar, ilmin insanlardan kapıp kaçırıldığı anlardır. Öyle ki, bu hususta insanlar hiçbir şeye muktedir olamazlar!” buyurdular.

Ziyad İbnu Lebid el-Ensari araya girip: “Bizler Kur’an’ı okuyup dururken ilim bizlerden nasıl kapıp kaçırılır? Vallahi biz onu hem okuyacağız, hem de çocuklarımıza, kadınlarımıza okutacağız!” dedi. Resulullah da: “Anasız kalasın, ey Ziyad, ben seni Medine fakihlerinden sayıyordum. (Bak) işte Tevrat ve İncil, yahudilerin ve nasranilerin elinde, onların ne işine yarıyor (sanki onunla amel mi ediyorlar)?” buyurdu. Cübeyr der ki: “Ubade İbnu’s-Samit radıyallahu anh’a rastladım. Kardeşin Ebu’d-Derda ne söyledi, işittin mi? dedim. Ve ona Ebu’d-Derda’nın söylediğini haber verdim. bana: “Ebu’d-Derda doğru söylemiş, dilersen kaldırılacak olan ilk ilmin ne olduğunu sana haber vereyim: İnsanlardan kaldırılacak olan ilk ilim huşu’dur. Büyük bir câmiye girip huşu üzere olan tek şahsı göremiyeceğin vakit yakındır!” dedi.”

Tirmizi, İlm 5, (2655).

4110 – Ömer İbnu Abdilaziz rahimehullah’dan nakledildiğine göre, (Medine valisi) Ebu Bekr İbnu Hazm’a şöyle yazmıştır: “Bak, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın hadisinden ne varsa yaz. Zira ben, ilmin kaybolmasından ve ülemanın gitmesinden korkuyorum. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın hadisinden başka bir şey kabul etme. Alimler ilmi yaysınlar, ilim için (herkese açık yerlerde) halkalar teşkil etsinler, ta ki bilmeyenler de böylece öğrensin. Zira ilim, gizli kalmazsa helak olmaz.”

Buhari, İlm 34.

ALİM VE TALİB

6012 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah kimin hakkında hayır murad ederse, onu dinde âlim kılar.”

6013 – Hz. Muaviye radıyallahu anh, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini anlatıyor: “Hayır bir alışkanlıktır, şer de düşmanlıktır; Allah kimin hakkında hayır murad ederse onu dinde fakih (âlim) kılar.”

6014 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: “İlim talebi her müslümana farzdır. İlmi, ona layık olmayan kimseye öğretmek, domuzun boynuna mücevherat, inci, altın takmak gibidir.”

6015 – Zir İbnu Hubeyş anlatıyor: “Safvân İbnu Assâl el-Murâdi’ye geldim. Bana: “Ne maksatla yanıma geldin?” dedi.

“İlmi ortaya çıkarayım diye!” dedim. Bunun üzerine bana şunu söyledi:

“Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan işittim. Buyurmuşlardı ki:

“İlim talep etmek üzere yola çıkan hiç kimse yoktur ki, melekler, onun bu yaptığından memnun olarak, ona kanatlarını germemiş olsunlar!”

6016 – Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Yok edilmezden önce şu (dini) ilmi öğrenmeniz gerekir. Onun yok edilmesi kaldırılmasıdır.”

Aleyhissalatu vesselâm, sonra orta parmağı ile şehadet parmağını şöyle birleştirerek: “Alim ve talebe sevapta ortaktırlar, diğer insanIarda (öğretici ve öğrenici olmayanlarda) hayır yoktur!” buyurdular.

6017 – Abdullah İbnu Amr radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bir gün, hücrelerinden birinden çıkıp mescide girmişti. Mescidde ise iki halka vardı. Birinde halk, Kur’ân okuyor, Allah’a dua ediyordu. Diğerindekiler ilim öğrenip ilim öğretmekle meşguldü. Aleyhissalâtu vesselâm: “Her ikisi de hayır üzeredir: Şunlar Kur’ân okuyorlar, Allah’a dua ediyorlar, Allah (taleplerini) dilerse onlara verir, dilemezse vermez. Bunlar ise öğrenip öğretiyorlar. Ben de bir muallim olarak gönderildim!” buyurdular ve ilim halkasına oturdular.”

İLMİ TEBLİĞ

6018 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Allah benim sözümü işitip belleyen, sonra da onu benden (başkasına) ulaştıran kimsenin yüzünü Kıyamet günü ağartsın. Zira nice ilim taşıyıcılar vardır ki, alim değildir. Nice ilim taşıyıcıları ilmi, kendinden daha alim olana taşırlar.”

6019 – Yine Hz. Enes anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, onlar hayrın anahtarları, şerrin de sürgüleridir. Allah’ın, ellerine hayırın anahtarlarını koyduğu kimselere ne mutlu! Şerr’in anahtarlarını Allah’ın ellerine koyduğu kimselere ne yazık!”

6020 – Sehl İbnu Sa’d radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“(Size getirdiğim) bu hayır, birkısım hazineler mesabesindedir. Bu hazinelerin anahtarları vardır. Allah’ın, hayır için bir anahtar, şerre karşı da sürgü kıldığı kimseye ne mutlu. Allah’ın şerre anahtar, hayra sürgü kıldığı kimseye de ne yazık!”

HALKA HAYRI ÖĞRETMEK

6021 – Muaz İbnu Enes’in babası anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim bir ilim öğretirse ona bu ilimle amel edenlerin sevabı vardır. Bu amel edenin ücretini eksiltmez.”

6022 – Ebu Katâde babasından naklediyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kişinin (öldükten sonra) geride bıraktıklarının en hayırlısı şu üç şeydir: “Kendisine dua eden salih bir evlad, ecri kendisine ulaşan bir sadaka-i cariye, kendinden sonra amel edilen bir ilim.”

6023 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mü’min kişiye, hayatta iken yaptığı amel ve iyiliklerden, öldükten sonra ulaşanlar, öğretip neşrettiği bir ilim, geride bıraktığı salih bir evlad, miras bıraktığı bir mushaf (kitap), inşa ettiği bir mescid, yolcular için yaptırdığı bir bina, akıttığı bir su, hayatta ve sağlıklı iken verdiği bir sadakadır. Ölümünden sonra kişiye işte bunlar ulaşır.”

6024 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sadakanın en üstünü, kişinin bir ilim öğrenip sonra da onu müslüman kardeşine öğretmesidir.”

TEVAZU

6025 – Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: “Çok sıcak bir günde Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Baki’u’l-Garkad cihetine geçti. Arkasında yürüyen kimseler vardı. Bir ara ayak seslerini işitince bu ona ağır geldi ve içine bir kibir düşer endişesiyle yere oturdu, halkın kendisini geçmesini bekledi.”

6026 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm yolda yürüyünce Ashab, onun önünde yürürler. Aleyhissalâtu vesselâm’ın sırtını meleklere bırakırlardı.”

İLİM TALEBİNE TEŞVİK

6027 – İsmail İbnu Müslim anlatıyor: “Hasan Basri merhuma hastalığı sırasında geçmiş olsun ziyaretine uğramıştık; gelenler odayı doldurdu, öyle ki ayaklarını topladı ve şunları anlattı: “Biz, Ebu Hureyre radıyallahu anh’a hastalanınca geçmiş olsun ziyaretinde bulunduk, ziyaretçiler odayı doldurmuştuk, öyle ki, ayaklarını kendine çekti ve: “Bir keresinde Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına girmiş, odasını doldurmuştuk, o da yanı üzerine yatıyordu. Bizi görünce ayaklarını kendine çekerek topladı ve şöyle buyurdu:

“Haberiniz olsun, benden sonra, ilim talep etmek üzere, (size her taraftan) insanlar gelecekler. Onlara merhaba deyin, selam verin ve ilim öğretin!”

Hasan Basri hazretleri sözlerine devamla dedi ki: “Allah’a yemin olsun! Biz öyle insanlarla karşılaştık ki, (kendilerine ilim talep etmek üzere uğradığımız zaman) bize, ne merhaba dediler, ne selam verdiler ne de ilim öğrettiler. Ancak kendilerine ilim için gittiğimiz zaman bir şeyler öğrenir idiysek de bize kaba davranırlardı.”

İLİMLE AMEL

6028 – İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Cühelâ takımıyla münakaşa veya ülemâya karşı böbürlenme veya halkın dikkatini kendine çekme gayesiyle ilim talep eden ateştedir.”

6029 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“İlmi, alimlere karşı böbürlenmek, cühelâ ile münakaşa etmek veya mevki-makam elde etmek için öğrenmeyin. Kim bunu yaparsa ona ateş gerekir, ateş!”

6030 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Ümmetimden birkısım insanlar, dini ilimleri öğrenecekler. Kur’ân-ı Kerîm’i okuyacaklar ve şöyle diyecekler: “Ümerâya gidip, onların dünyalıklarından alırız, dinimizi de onların şerrinden uzak tutarız.” Halbuki bu mümkün değildir, tıpkı katad (denen dikenli ağaçtan) dikenden başka bir şey elde edilemediği gibi. Aynen öyle de, ümerânın yakınlığından sadece… elde edilir.”

Muhammed İbnu’s-Sabbâh: “Aleyhissalâtu vesselâm sanki hataları kastetmiştir” der.”

6031 – Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh demiştir ki: “Eğer ilim ehli, ilmi koruyup, onu layık olanlara vermiş olsalardı, ilim sayesinde devirlerinin insanlarına efendi olacaklardı. Ne var ki onlar ilmi, dünyalıklarından menfaat sağlamak için ehl-i dünya için harcadılar. Dünya ehli de âlimleri aşağıladı. Halbuki ben, Peygamberimiz aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini işittim: “Kimin tasası sadece ahiret oIursa, dünya tasalarına Allah kifâyet eder. Kim de dünya tasalarına kendini kaptırırsa, dünyanın hangi vadisinde helak olduğuna Allah aldırmayacaktır.”

6032 – Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini işittim: “İlmi, ulemâya karşı böbürlenmek için veya cühelâ ile münakaşa için veya insanların dikkatini kendinize çekmek için öğrenmeyin. Kim böyle yaparsa yeri ateştir.”

6033 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim âlimlere karşı böbürlenmek, cahillerle münakaşa etmek ve halkın dikkatini üzerine çekmek maksadıyla ilim öğrenirse Allah onu cehenneme sokar.”

İLMİ GİZLEME

6034 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bu ümmetin sonradan gelenleri önce gelenlerine lânet ettiği vakit, kim bir hadisi söylemez, ketmederse, Allah’ın indirdiğini ketmetmiş (gizlemiş) olur.”

6035 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim bir ilimden sorulur, o da bunu gizlerse, Kıyamet günü ateşten bir gem ile gemlenir.”

6036 – Ebu Sa’îdi’I-Hudrî anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim insanların dini işlerinde Allah’ın faydalı kıldığı bir ilmi gizlerse, Allah, Kıyamet günü onu ateşten bir gem ile gemler.”

Kaynak:  http://www.enfal.de/kutub/ilim.htm

Not 6: كشف الخفاء

Aclûnî: Ebü’l Fida İsmail b. Muhammed b. Abdilhadi b. Abdulgani el-Cerrahî el-Aclûnî (d. 1676, Ürdün/Amman/İrbit/Aclûn – 1749, Şam)

Keşfü’l Hafâ ve Müzîlü’l-ilbâs Amme’ş Tehere mine’l Ehâdîş Calâ el-Sineti’n Nâs

H. 1399/M. -Beyrut

Acluni’nin en önemli eseri olan Keşfü’l Hafâ ve Müzîlu’l İlbâs, uydurma hadisleri-hadis biliminde bunlara mevzu hadis denmekte- ve hadis zannedilen sözleri topladığı için çokça tartışılmıştır.

Keşfü’l Hafâ, Aclûnî’nin, halk içinde ‘hadis’ olarak söylenegelmiş bazı rivayetleri incelediği eseridir. Halk arasında yaygın olan rivayetlerden hangisinin sahih hadis, hangisinin uydurma rivayet, vecize, atasözü veya hikmetli söz olduğunu belirlemek amacıyla kaleme alınmıştır.

Büyük ölçüde Şemseddin es-Sehavi’nin el-Makâşıdü’l Hasene adlı kitabına atıf yapar ve içine aldığı 3281 rivayet vardır.

Rivayetlerin alfabetik olarak düzenlendiği kitapta kısa metinlerin tamamı, uzun olanların ilk cümlesi kaydedilmiştir. Ardından bunların değerlendirilmesine geçile­rek önce rivayetin bulunduğu kaynak, hangi sahabi tarafından hangi lafızla rivayet edildiği gösterilmiş, hadisin merfu, mevkuf veya maktu, isnadının sahih, hasen, zayıf, mürsel ya da muttasıl olduğu belirtilmiştir. Uzun da olsa hadislerin ta­mamı nakledilmiş, hadis niteliği taşıma­yan sözlerin kime ait olduğu biliniyorsa bu husus bildirilmiş, rivayetin anlamı ve garîb kelimeleri açıklanmış, fıkhi hadis­lerde bazen mezheblerin görüşleri de belirtilmiştir. Yazar rivayetleri değerlendirirken çoğunlukla önceki alimlerin görüş­lerinden faydalanmıştır. Bazan bunları tashih etmişse de kendi yorumları fazla bir hacim tutmamaktadır. Eserde rivayetlerle ilgili şiirlere, benzer anlamı taşı­yan diğer hadislere, konuları destekle­yen ayetlere de yer verilmiştir.

Yazar kitabında, bazı alimlerin mevzu kabul ettiği rivayetleri savunduğu, bunların zayıf veya hasen ligayrihi olduğunu ileri sürdüğü, bazen bir rivayeti nakleden herhangi bir kaynağı zikretmekle yetindiği, bir rivayet hakkında alimlerin görüşlerini kaydetmekle beraber kesin bir kanaat ortaya koymadığı görülmektedir. Hadis olmadığını belirttiği veya tereddüdünü dile getirdiği çeşitli sözlerin manasının sahih olduğunu ifade ettiği gibi, bir kısım rivayetlerin de manasının batıl olduğunu söylemektedir.

Kitapta yanlışlıkla yapılmış tek­rarlar (1094= 1163, 1181 = 1186, 1706 = 1753, 1884 = 1885, 2006 = 2009, 2459 = 2488, 2196 = 2259 = 2311 …), bir değerlendirme yapılmadan bırakılmış rivayetler (986, 1047, 1367, 1548, 1858, 1987,2081, 2195, 2203, 2333, 2334 …), hadis olup ol­madığına karar verilemeyip araştırılması istenen sözler de (12, 183,247, 515, 745, 805, 919, 1069, 1254, 2015, 2206, 2305, 2493…) bulunmaktadır.

Kitabın son bölümünde, yazarın İbnü’d Deyba, İbn Hacer el-Askalânî ve Süyûtî’den yaptığı nakillerden oluşan bir bölüm yer almaktadır. Burada bazı alimlerin sözleri, hayatları, kabirleri, kitapları hakkındaki yaygın hatalara işaret edilmiş, hangi konulardaki rivayetlerin uydurma olduğu belirtilmiştir. Yine bu bölümde eserdeki hadislerin genellikle ilk iki kelimesi zikredilerek iman, ilim, taharet, salat, zekat, nikah gibi başlıklar altında ve alfabetik sıra gözetilmeden fihrist niteliğinde yeni bir düzenleme yapılmıştır.

Acluni, eserini yazarken temel hadis kitaplarının yanı sıra aşağıdaki yazarlar ve eserlerinde de yararlanmıştır:
 

  1. Ebû Nuaym – Hilyetü’l Evliya

  2. Beyhaki – Şufabü’l İman

  3. Radıyyüddin es-Saganî – Meşâriku’l Envâr

  4. İbn Hacer el-Askalânî – Leâli’l Mensûre

  5. Süyûtî – Dürerü’l Mütnesire

  6. İbnü’d Deyba – Temyîzü’t Tayyib mine’l Habîş

  7. Ali el-Kârî – Esrârü’l Merfû’a

  8. Necmeddin el-Gazzî – İtkân-ü mâ Yahsün mine’l Ahbâri’d Dâ’ireti ale’l Elsün

Kaynaklar/Refrences:

  1. Bünyamin Erul, TDV İslam Ansiklopedisi, 25. Cilt, s. 320-321.

  2. http://www.belgeler.com/blg/1a0t/acluni-nin-kesfu-l-hafa-adli-eserinin-kaynaklari-sources-of-acluni-s-kesfu-l-hafa

Buradan çıkardığım kanı (M.K.):

  1. Keşfü’l-Hafâ, temel bir hadis kaynağı değildir.

  2. Bir rivayet, temel hadis kitaplarından teyid edilmediği, onaylanmadığı, doğrulanmadığı sürece tek başına bu kaynağı kullanmak doğru gözükmemektedir.

  3. Fakat rivayet değerlendirmelerini incelemekte fayda vardır.

Not 7: “Utlubu-l ilme velev bissîn” “İlim, Çin’de de olsa taleb edin” (“utlubul ‘ilma walaufissiin” [get the knowledge although to Chinese]) sözü belki de

George Sarton (1884-1956) “Introduction to the History of Science, Bilim Tarihine Giriş 1927-48” adlı kitabında her 50 senelik/ yarım yüzyıllık tarihe bir ilim adamı yerleştirmiştir. M.S. 600-700 Çin Çağı 750-1100 yılları arasına İslam Çağı ve bilim adamlarının denk gelmesi bana oldukça ilginç geldi. Bu söz hadîs olmasa bile büyük bir ihtimalle Çin’in o günkü durumundan etkilenenlerin ortaya koydukları bir söz olabilir. Hadis rivayetlerindeki tarihi olaylarla uygunluk veya uygun olmama kriterini bu açıdan inceleyebileceğimiz kanısındayım. (M. K.)

En doğrusunu/hakikatını bilen yüce Allâh’tır. 

Boğaziçi ile Oxford Veya Öküz Geçidi

Bosphoros with Oxford or Ford of the Cow

Mehmet Keçeci

12.09.2011

İstanbul Boğazı (İstanbul Strait, Bosphoros), Boğaziçi=Bosphoros şeklinde çeviriler sıkça karşınıza çıkmaktadırlar. Fakat bu çevirilerin hiç kökenine indiniz mi? Biraz inceleyelim.

Anlamları

  1. İstanbul Boğazı (Bosphoros, Bosporos, Βόσπορος, Vosporos) [1, 5, 6] Yunanca bir kelime olan bous (βους: ox, bull, bullock, cow, öküz çoğulu: oxen, kine, cattle, öküzler) [2, 7] öküz anlamındadır ve poros (πορος: means of passing a river, ford, ferry, nehri geçmek, geçit, nehirde taşıma anlamlarına gelmekltedir) [3, 8] buradanda görüldüğü gibi anlamı “öküz geçidi” olur.

  2. Oxford ise “ox-ford” veya daha açık yazmak gerekirse yine eski Yunancadan geçit anlamına gelen “passage” veya “strait is porthmos” (πορθμός) [4, 9]’un anlamı ise “oxen passageox=oxen=öküz anlamında olduğundan burası “öküz geçidi” anlamına gelir.

  3. İstanbul Boğazı (Bosphoros, Bosporos, Βόσπορος) = BousPoros = OxFord = Oxford = Öküz Geçidi

  4. İstanbul Boğazı’nın yine bir Trakya (Thracian) kökenli olan Phôsphoros (Φωσφόρος) kelimesinden gelme ihtimalide vardır. O zaman bunun anlamı “Işık-Taşıyan/Light-Bearing” olmaktadır.

  5. Her iki kaynağında efsanelere (legend) dayanan bir kökeni vardır. Bana bu efsaneler saçma geldiklerinden burada değinmeyeceğim. Benim için mitler (mythe), mitoslar (mythos, Mythus, (ritüel/ayinsel, orijin, etiolojik, kült/cult/kult, prestij, eskatalogya)), masallar (märchen), efsaneler, öyküler (folkstory), destanlar (sage, saga, epos, epopee), yerine kaynağı, anlamı ve oluş şekilleri, içerikleri akla, mantığa, bilimsel çalışmalara veya doğruluğu kabul gören kaynaklı inançlara dayananları her zaman tercih ederim. Bunların bir kısmında topluma nasihat edici, görevlerini yapmaları, ortak paylaştıkları değerleri hatırlatıcı yönünde birçok içeriklerin bulunmuş olması dahi içerik olarak bilimsel gerçekliği içermediklerinden bunları doğru gibi anlatmanın benim açımdan gereği yoktur. Fakat diğer yönlerinin eğitici olması yönünden değerlendirilmesine de karşı değilim.

Not: Oxford üniversitesinin logosunda latince “Dominus Illuminatio Mea”, “Rab benim ışığımdır.”, “The Lord is my light.” (Zebur 27:1/Psalm 27) [10, 11] yazılıdır.

oxford

http://www.ox.ac.uk

Kaynaklar/References

  1. Βόσπορος at Henry George Liddell, Robert Scott, 1940, A Greek-English Lexicon.

  2. βους at Henry George Liddell, Robert Scott, 1940, A Greek-English Lexicon.

  3. πόρος at Henry George Liddell, Robert Scott, 1940, A Greek-English Lexicon.

  4. πορθμός at Henry George Liddell, Robert Scott, 1940, A Greek-English Lexicon.

  5. http://en.wikipedia.org/wiki/Bosphorus

  6. http://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus%3Atext%3A1999.04.0057%3Aentry%3D%2320416&redirect=true (Link removed-Link Kaldırılmış)

  7. http://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus%3Atext%3A1999.04.0058%3Aentry%3D%236529&redirect=true (Link removed-Link Kaldırılmış)

  8. http://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus%3Atext%3A1999.04.0057%3Aentry%3D%2385808&redirect=true (Link removed-Link Kaldırılmış)

  9. http://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus%3Atext%3A1999.04.0057%3Aentry%3D%2385757&redirect=true (Link removed-Link Kaldırılmış)

  10. http://www.ox.ac.uk/about_the_university/introducing_oxford/oxford_faq/#qwhat_does_the_universitys_motto_dominus_illuminatio_mea_mean
  11. http://www.ox.ac.uk/about_the_university/introducing_oxford/oxford_faq/

Not:

Πορθμός: “passage” veya “strait is porthmos” (πορθμός)

Πορθμός

 

Hertford: Geyik geçidi, geyik taşımacılığı anlamlarına gelir.

hertford

http://www.hertford.ox.ac.uk/