Su Hakkında Bilmemiz Gerekenler

We Need To Know About Water

Mehmet Keçeci

20.09.2011

su-water

 

  1. İçtiğimiz suyun 100 yıl içindeki serüveni: Dünyanın su miktarı 2 milyar yıldır hemen hemen aynı dengeleri korumaktadır.
    1.  98 yıl denizlerde
    2. 20 ayını buzullarda
    3. 1 haftasını havada
    4. 2 haftasınıda nehir ve göllerde geçirir.
  2. Su dünyada 3 halide (Sıvı, Gaz, Katı) doğal olarak bulunan bir maddedir.
  3. Dünyadaki suların yanlızca %2.5’i içilebilir/kaynak suyudur. Ayrıca bu suyunda %90’ı Antartikadadır.
  4. Dünyadaki toplam su miktarı ortalama 550 milyon kilometre küptür (500.000.000 km3) ve bunun 500 milyon kilometre küpü denizlerdedir.   
    1. 3400 km3 canlı bedenlerde
    2. 4000 km3 atmosfer neminde
    3. 53000 km3 nehir ve göllerde
    4. 7.000.000 km3 buz dağlarında
    5. 9.000.000 km3 yeraltında bulunmaktadır.
  5. Ortalama bir yetişkinin bedeninde 37 lt (%55-75) su vardır.   
    1. Kemiklerin %25’i
    2. Beynin %75’i
    3. Kanın %83’ü
    4. Hücrenin %70-90’ı
    5. Tavuğun %75’i
    6. Ananasın %80’i
    7. Domatesin %95’i
    8. Filin %70’i sudur.
  6. Hergün Güneşimiz 1 trilyon ton suyu buharlaştırır.   Evlerde kullanılan suyun %70’ine yakını banyolarda kullanılır.
    1. Bir ağaç 265 lt
    2. Bir dönüm mısır tarlası 15.000 lt suyu buharlaştırır.
  7. Çok fazla su içmekte su zehirlenmesine (intoksikasyonu, intoxication) yol açar. Bu genelde çok fazla terleyen sporcularda görülür. Vucuttaki tuz dengesi düşer ve beyindeki su kan oranının bozulması sonucu gerçekleşir.
  8. Az suyun içilmeside yine bir çok hastalıklara yol açar.
  9. İçilen suların PH (Power of Hydrogen-Hidrojenin Gücü) değerleri  

    PH

      

    1. 10 üzeri tavsiye edilmez
    2. 8,50 – 10 Özel mineralli su olarak kullanılabilirler.
    3. 7,70 – 8,50 ve üzeri A++ (bazik, alkali)
    4. 7,45 – 7,69 PH 1. sınıf PH değerli su (bazik, alkali)
    5. 7,25 – 7,44 PH 2. sınıf (bazik, alkali)
    6. 7,00 – 7,24 3. sınıf (bazik, alkali)
    7. 6,80 – 6,99 4. sınıf (asidik)
    8. 6,79 – 6,50 5. sınıf PH değerli sular olarak değerlendirilinilebilirler. (asidik)
    9. 6,49 – 6,20 6. sınıf
    10. 6,19 ve aşağısı tavsiye edilmez. (asidik)

*TS-266”ya göre, içme sularında pH 6.5-8.5 tavsiye edilen değerdir.

  1. İçilen suların TDS (Sudaki toplam çözünmüş madde miktarı, ppm veya mg/L) değerleri  

    Musluk Suyu

  1. 250 ve altı düşük minarelli sular
  2. 250-500 az düşük minarelli sular veya düşük minarelli maden suları
  3. 500-1500 Orta dereceli minarelli maden sular
  4. 1500 ve üzeri yüksek minarelli maden sular
  5. TSS (Suda asılı kalmış madde miktarı)
  6. Klor miktarı
  7. Tuz miktarı
  8. Bakteri miktarı
  9. TS, VSS, GS ve diğer ayrıntılı ölçüm miktarları
  10. Suyun tadı, görünüşü, bulanıklığı
  11. Su= 2 Hidrojen+1 Oksijen=H2O
  12. PET lerin BPA”sız olmaları (Bildiğim kadarıyla yasaklanmış olması gerekir)
     

    BPA

  13. Antimon içermemeleri (şu anda var, zaman içinde ortaya çıkarlar.  PET’lerin (Polyethylene Terephthalate) sertleşmesinde kullanılıyor.)

    Antimon

  14. Güneş altında bekletilmemiş olmaları
  15. Ağır metaller içermemeleri
  16. Susamadan su içiniz. Susadığınızda su seviyesi azaldığında bunu beyne uyarı olarak gönderir fakat bu sırada su seviyeniz azalmış olmaktadır.
  17. Yapay sulardan uzak durunuz.

 

h2o

Alkali yiyecekler ve onların bizlere etkileri

Alkalik Yiyecekler

Yediğimiz yiyeceklerde en çok alkali oluşturanlar (pH derecesi 7’den yüksek)

  1. Limon (kendisi asidiktir fkat etkileşim sonucu bazik etki yapar, fakat ilk eklendiğinde değil daha sonraki etkilerindedir.)
  2. Karpuz (çekirdekleri dahil)
  3. Tüm çiğ, yeşil yapraklı sebzeler
  4. Tüm çiğ sebzeler
  5. (Bazı sebzeler içindeki asit nedeniyle böbrek taşı yaparlar. Kuzukulağı gibi çok fazla arka arkaya yenmemesi tavsiye olunur. Bazı bitki çayları karaciğeri yorup yağlanmaya sebep olabilirler. Adaçayı gibi. Günde 3-4 fincandan fazla içmemeye özen gösteriniz.)
  6. Tohumların, baklagillerin ve pekçok tahılın filizlenmiş hali
  7. Tüm çimlendirilmiş filizler (buğday, arpa, uğut (Çimlenmiş buğdayın kaynatılmasıyla yapılan bir çeşit yemeği, tatlısı, marmelatı))
  8. Deniz yosunları (dulse, wakame, kelp)
  9. Yeşil gıdalar
  10. Chlorella (Yeşil algler grubunda yer alırlar. 2-8 mikrometre boyutundadırlar. Küre yada elips biçimindedirler. Tatlı su yosunları da denir. Klorofil taşıdıkları ve fotosentez yaptıklarından bitkilere çok miktarda benzerler. Yani büyümekte olan türlerinde protein oluşur. Yaşlandıkça karbonhidrat ve yağ üretimleri artar. Bu nedenle besin değeri vardır.)
  11. Yeşil sebzelerin suları
  12. Tüm taze bitkiler
  13. Badem (filizlenmiş)

Yüksek Alkalilerin Etkinlikleri

  1. Huzur
  2. Minnettarlık
  3. Affetmek
  4. Neşe
  5. Gülmek
  6. Olumlu Düşünmek
  7. Dinlenmek
  8. Egzersiz yapmak
  9. Derin nefes almak
  10. İbadet, dua ve meditasyon yapmak
  11. Nezaket

                                                                                                                                                                                                                                                                         

Ölçümlerim (Mehmet Keçeci”ye ve aittir alıntı değildir.)

Markaları bildirilmeyecektir.

No: Yer/Marka Tarih PH TDS_ppm mg/L

EC (mS/cm, miliSiemens per centimeter)

1 millisiemen (mS) = 1000 microsiemen (µS)

CF

İletkenlik Faktörü/conductivity Factor

EC to CF oran/ratio:  1:10

Değerlendirme Sıcaklık (°C)
1 Su/Ümraniye/İst. 19-20.09.2011 7,1 172    Klorlu  
2 Su 19-20.09.2011 8,2/damacana  8,0/0,5lt 82 / 84    Klorsuz  
3 Maden Suyu 19-20.09.2011 5,5 683      
4 Samandıra/İst. 24.09.2011 7,0 131      
5 Maden Suyu 24.09.2011 5,5 800      
6 Su/Damacana 24.09.2011 7,6 8   Minarel yok denecek kadar az. Agresif ve koroziftik bir su.  
7 Su/Damacana 24.09.2011 7,4 42      
9 Zemzem

24.09.2011*

31.05.2012**

18.05.2014***

05.03.2015*****

Bu ölçümler bana aittir.

8,0** (31.05.2012)

8,1* (24.09.2011)

7,73-7,9-8.0 (King Saud University), King Abdul Aziz City of Science and Technology (KACST)

7,9***

7,9****

8,19-51****

455** (31.05.2012)

584* (24.09.2011)

835-1000 (King Saud University)

562***

830****

420-60****

0,68*****

A+++bir su (3 sene önce İstanbuldan alınmış/hâlâ bozulmamış). Maden suyu sınıfında bir su. Özellikle çocukların gelişimi için haftada bir bardak tavsiye edilir.

31.05.2012 tarihindeki ölçümümde ki zemzem suyunda klor tespit ettim. Daha önceki TDS değerlerindende düşüktü. Bu muhtemelen su fitreden geçtiği ve klor eklendiği anlamına gelir ki buda günümüz şartlarında normaldir. Fakat zemzem tadı azalmış su tadı yükselmiştir.

21,8*****
10 Su/Ümraniye/İst. 25.09.2011 7,2 183      
11 Riyad Şehir Suyu   7,2 (Alıntı)        
12
  
Su/Ümraniye/İst. 29.09.2011 7,0 133      
13
  
Su/Kaynatılmı 8,6        
14 Kolonya/Limon 7,8 2      
15 Kefir Ayran 30.09.2011 4,3 4520      
16 Tam Yağlı Süt/Past. 30.09.2011 6,6 3220    Katkı maddeleri TDS’yi yükseltir  
17 Süt/Pastörüze

30.09.2011

6,7 2830    Katkı maddeleri TDS’yi yükseltir  
 18 Süt/Past. değil 04.05.2013 6,8 2400   Katkısız  
19 Günlük Süt/Past. 19.05.2013 6,6 2170      
 20 Süt (doğal/katkısız) 26.08.2013 7.1 2400   Katkısız  
21 Elma Sirkesi

2,3

2,6

2480

1070

     
22 Çay

Dem: 4,9

 

Dem+Su: 5,4

 

Dem: 376      
23 Yeşil Çay (Doğal yaprak olarak toplanmış) 30.05.2013 6,0 244      
24 Süt katılmış Nescafe 03.10.2011 6,3 2330      
25 Sade nescafe 04.10.2011 5,7 1040      
26 Yoğurdun suyu 4,4

3810

3360

3330

     
27 Ayran 4,3 2530      
28 Az tuz katılmış ayran 4,3 3750   *Tuz her zaman TDS’yi çok yükseltir.  
 29 Yogurt Suyu/Homojenize 11.06.2013 4,0 3670      
 30 Ayran (Tuzsuz, homojenize) 11.06.2013 3,9 2090      
31 Ümraniye/İst. Su 7,1 131      
32 Şekerli su 7,2 142      
33 Acılı Şalgam 16.10.2011 3,5

9390

  *Tuz her zaman TDS’yi çok yükseltir.  
34 Ev Yapımı Turşu Suyu 3,5 10.000 üzeri   *Tuz her zaman TDS’yi çok yükseltir.  
35 Hazır Nar Suyu 3,3 2750      
36 Doğal Limon Suyu 2,4 2720      
37 Su/Ümraniye/İst

16.10.2011

18.05.2014

7,1

7,1

185

180

  Yağmur yükseltmiş olabilir  
38 Doğal Nar Suyu  25.10.2011  3,0 2390      
39 Su/Damacana 01.04.2012 8,3 77      
40 Ihlamur 08.01.2013 7,2 578   Kullanılan su şehir suyu olduğundan PH değeri ona göre değişmektedir. PH’ı yüksek sular kullanımında fayda vardır.  
41 Yayla Suyu 28.04.2013 6,3 70   Yayla suyunun yağmur sularından fazla derine inmeden tekrar yüzeye çıktığı anlaşılıyor.  
42 Latte 19.05.2013 6,7 1330   su olarak şehir suyu kullanılmıştır. PH:7-7,2  
43 Su/BGTKmÇ2 21.05.2013 6,7 252   Mineral değerinin yüksek olması ayrıntılı inceleme gerektirir.  
44 Portakallı Gazoz 31.05.2013 3,5 330      
45 Gül Suyu 31.05.2013 4,6 164      
46 Ananas Aroması   3,6 1050      
47 Şeftali Suyu   3,9 763      
48 Vişne Suyu   3,5 846      
49 Acısız Şalgam   3,6 8710      
50 Bir Köyün Suyu  

6,4

7,3

54

51

     
51 Damacana Su   8.0 108   ozon, klor yok.  
52 Süt (doğal/katkısız) 26.08.2013 7.1 2400      
53 Ev Yapımı Peynir Suyu 19.10.2013 5,5 8770   Tuz içermediği halde minareli en yüksek su. Kesinlikle atmayınız. Suyunu değerlendiriniz. Sütten, ayrandan ve yoğurt suyundan daha minerali yüksek.  
84 Maydonoz Suyu 03.11.2013 6,6 847      
55 Doğal Kaynatılmış Elma Suyu 04.11.2013 5,5 458      
56 Su/Damacana 07.04.2014 7,0 16   Minarel değeri istenenden düşük  
57 Keçi Sütü/Pastorize 09.04.2014 6,9 2840      
58 Su/Damacana 18.05.2014 7,7 (Eskisi 7,2) 39    Eski tadı daha güzeldi.  
 59  Su/Ümr/İst.  19.06.2014  7,11  90  0,13   27,1
 60  Su/Damacana  “  8,13   170  0,25   27,9
61  Zemzem4  “ 7,79   830

1,17mS/cm****

1170µS/cm****

  17,9
62 Zemzem4+Su1 7,79 450 0,64   16,8
63 Zemzem4+Su2 7,33 580 0,82   15,6
64 Su içinde bekletilen Zeytin’in su değeri

31.08.2014

0, 12 ve 17 saat sonraki ölçümler

01.09.2014

pH_0: 7,2

pH_12:6,83

pH_17: 6,25

ppm_0: 520

ppm_12: 2390

ppm_17: 3550

EC_0: 0,74

EC_12: 3,30

EC_17: 5,09

Eve aldığınız Zeytinleri en az 17 saat suda bekletiniz. Eğer tuz değeri yüksek ise tansiyonuzu çıkarabilir (Benim 2 kere çıkarmıştır)  
65 Şalgam Suyu 19.08.2014 pH: 3,88-4,11 16680 1   13,8
66 Kaynak Suyu (GG) 30.08.2014 7,55 40 0,05   26,6
67 Hazır Salatalık Turşu Suyu   4,52 19000   Tuz miktarı yüksek olduğundan dikkat edilmesi gerekir. (Suyu içilmeyen cinsten) 8,1
68 Damacana Su 19.08.2014 7,94 160 0,23   28
69 Pet Su 29.07.2014 7,73 120   Senelerdir pH değerini yanlış veren su: 17.09.2014’te ki pet şişesinde düzeltilmiş olarak gördüm. 27,8
70 Şehir Suyu

29.07.2014

02.08.2014

10.08.2014

19.08.2014

30.08.2014

18.09.2014

26.09.2014

06.10.2014

23.12.2014

01.04.2015

7,47

7,2

7,05

7,24

6,99

7,45

7,06

7,05-15

7,36

6,79

300

330

340

400

410

440

450

350

360

240*

0,43

0,47

0,49

0,56

0,59

0,63

0,65

0,51

0,51

0,35

Sudaki kirlenme ppm ve EC değerlerinden anlaşılmaktadır (Normal değerleri 90-180ppm iken bu günlerde 410ppm’e çıkmıştır. (İçme ve yemekte, çayda kullanılmasını tavsiye etmem. Yağmurlardan sonra normal değerlere geri göndüğünde kullamnabilirsiniz)

Son yağmurlardan sonra sudaki karışım azalmaya başlamıştır.

01.04.2015* tarihli suyun EC ve ppm’ine baktığımızda artık bu suyu rahatlıkla kaynatılarak kullanımda herhangi bir sorun gözükmüyor.

 

 

 

 

 

25,6

23,3

22,4

19,4

23,1

71 Nescafe 18.09.2014 6,44 1410 2,01   27,7
72 Damacana Su 18.09.2014 8 90 0,13   25,2
73 Tuzsuz Sulu Ayran 18.09.2014 4,48 1780 2,54   14,1
74 Kaynatılmış Mısır Suyu 22.09.2014 6,19 1370 1,9   26,1
75 Damacana Su 26.09.2014 8,05 120 0,17   23,2
76 30Mg Çinko+ 300Mg Magnezyum Tableti 26.09.2014 9,9 620 0,88    
77 Doğal Vişne Suyu 06.10.2014 3,63 1460 2,1   22,3
78 Sütlü Nescafe 06.10.2014 6,12 1630 2,34-44   61,5
79 Şekerli Şehir Suyu 06.10.2014 7,17 310 0,44 Şekerli su elektrik iletkenliğini azalttığı için ppm ve EC değerlerinde %15 düşüş olmuştur. Şeker ppm’i etkilemiyor. 21,7
80 Keçi Sütü (%100 yağsız ve pastörüze) 06.10.2014 7,30 3960 5,67

Pastörüze ve yağı alındığından doğrudüsrüt yoğurdu olmuyor.

Minarel değerleri yüksek gözüküyor fakat katkı maddelerinin etkisi nekadar şu anda belli değil.

6,4
81 Keçi Sütü Ayran 09.10.2014 4,40 4560 6,55   14,3
82 Şalgam Suyu 09.10.2014 3,94 14180 4,57   13
83 Alkali İyon Çubuklu Su 22.10.2014 8,05–>9,40 110–>210 0,15–>0,30 Alkali iyon çubuğunu 30dk. 500 ml suda beklettiğimizde olumlu yönde artışlar olmuştur. (Mg, Fe, K, Ca, Na) artışı olmuştur. Na (Sodyum, Tuz artışı olumsuz dur ne kadar az olursa o kadar iyidir) İçerik: 304 paslanmaz çelik içinde Turmaline/Turmalin Taşı: (Ca,K,Na,[])(Al,Fe,Li,Mg,Mn)3(Al,Cr, Fe,V)6(BO3)3(Si,Al,B)6O18(OH,F)4, Maifan, Maifanshi taşı (C=kalsiyum, Fe=demir, Zn=çinko, Mg=magnezyum, Cu=bakır ve Se=selenyum), Gümüş (Ag) tozu, Calsiyum iyonu, Uzak kızılötesi taşı, alüminosilikat ve sodyum klorür içeren pi taşı 21,6
 84  Limon Suyu 23.12.2014 2,61 2860 4,09    
 85 Şehir suyuna katılmış Limon suyu 23.12.2014 7,36–>3,05 360–>950 0,51–>1,37 Limon suyu asidik olduğundan suyu da asitleştirir. (Limonun bazik etkisi bu mertebede değil bazı etkileşimler sonrasında gerçekleşir.)  
 86  Kar Suyu

12.01.2015

18.02.2015

18.02.2015

8,59

6,52

6,62

0

30

10

0

0,05

0,02

Kar ilk yağdığında pH’ı daha yüksektir. İçinde hiç mineral yok yani saf su şeklinde temiz çıktı. Kirlenmemişti. Tadı da oldukça güzeldi. İstanbulda karın bu kadar temiz çıkacağını tahmin etmemiştim.

1. Ölçüm: 12.01.2015: Kar suyu yaptığım tahlilde gördüm kü mineral miktarı=0 çıktı (hava ile etkileştiğinden biraz alabilir diye düşünmüştüm fakat hiç mineral yoktu yani çok temiz yağmış). pH’ı ise oldukça yüksek 8,50 çıktı hatta yeni yağan karda daha da yüksektir. Kar suyunun tadı da çok güzeldi. Tekrar kar yağarsa çayını yapıp deneyeceğim.

18.02.2015 tarihinde ölçtüğüm 2. ve 3. ölçümlerde bu sefer karda 2.’de 30 ppm, 3. de 10 ppm mimeral yani havadan karışım olduğu görülmüştür. Bunlar genllikle havanın kirinden gelmektedirler (pH’ı da istenen seviyeden düşüktür) ve istenen şeyler değildir. Suyun kokusunda da biraz karbon kokusu vardır. Temiz kar elde etmek için 3. yağışı ve temiz bölgelerden alınması gerekir.

3,3

10,1

10,4

87 Doğal Tavuk Suyu 08.02.2015 6 5420* 7,74 *İçinde tuz olduğundan ppm değeri normalden yüksektir. Asıl minarel değeri tuzsuz ölçülmelidir. 63
88 Kaynamış Süt/Doğal 28.03.2015 6,59 1730 2,48 Not: Diğer sütler ppm: 2170-3960 iken bunun 1730 olması biraz düşündürücüdür? (Sütün kaynağını bilmiyorum) 34
89 Yarım Yağlı Pastörüze Süt UHT
13.04.2015 

6,50

3250

4,65

  10,5
90 Süt

05.04.2015

04.07.2015

04.17.2015

6,51

6,52*

7,00**

3390

3450

3810

4,85

4,92

5,45

* Kaynamış süt

** Kaynamış ve bir hafta beklemiş süt

31,9

33,1

91

Günlük Süt

 

17.04.2015

09.05.2015

6,84

6,95

2250

2100

3,21

3.00

Yağı alınmış ve minarel değeri düşmüştür.

15,8

12,9

92 Mg (Magnezyum tozu) 06.2015 4,56 1780-1890 2,50-2,67   22,8
93 Hindistan Cevizi 08.12.2015     9,26   21,4
               
Not
  1. Gazı çıkan maden suları 0,3 derece kadar pH ları yükselir.
  2. Arıtılmamış suların değerleri farklıdır.
  3. Alınan numunelerin sıcaklık farkları PH derecelerini 0,1 ile 0,4 derece değiştirebilirler. Bizim aldıklarımız doğal ortamdan veya buzdolabından alınan numunelerdir.
  4. PH değerleri 0,1 ile 0,5 değerinde farklılık gösterebilirler.
  5. Günlük değerler arasında farklılıklar olabilir.
  6. Sudaki tuz/sodyum (Na) TDS değerini yükseltip PH değerini düşürür. İçeriğinde nekadar Tuz/Sodyum olduğu bilinmesi gerekir. Tuzluluk böbrek ve yüksek tansiyon hastaları için iyi değildir. PH”ı yüksek ise tuzluluk oranı düşük olabilir. PH”ın yüksek olması suyun kalitesi açısından önemlidir. Damarlardaki yağlanmayı önler, obaziteyi azaltır, hazmı kolaylaştırır vs…
  7. Minarelli yok denecek kadar az sular tavsiye edilmez. Vucutta mineral azlığına sebep olabilirler. Bu yüzden arada bir farklı suları deneyiniz. Hep aynı su alışkanlığı yapmayınız.
  8. 1 seneden fazla bekleyen suların PH değerlerinde bozulma görülür. İçeriğine göre bu artabilir ve daha az sürelere inebilir.
  9. Suyun oksijen değeri çok önemlidir. Genellikle yüksek yerlerden çıkan sular daha fazla oksijen içerir.
  10. Ozon ve Klor suyun tadını değiştirirler.
  11. Suyun tadı içindeki minarellere, PH değerine, mikroorganizmalarına ve oksijen değerlerine göre değişir.
  12. Güneşte bekleyen PET ve Damacanalara bunlardan kimyasallar geçer. Bunlar ise zararlıdır.
  13.  

****Ölçümler bana âiddir. Ölçümler satın aldığım bir zemzem suyu içindir. 19.06.2014

Numaralandırılmış ölçümler bana âiddir.

Not: Zemzeme su katıldığında PH, TDS, EC/CF, TAD oranları normal karışım özelliği göstermektedir. Kristal/Moleküler yapıda herhangi bir değişiklik olup olmadığı ise ayrıca incelenmesi gerekir.

  

Su

 

    30 Haziran 2011”de yayınladığımız bu yazıdan sonra 11 Eylül 2011 Prof.Dr. Ahmet Rasim Küçükusta”nın yazısı “Pet şişeler neden zararlı, gerçekten kanser yapıyor mu?” http://www.saglikaktuel.com/yazi/pet-siseler-neden-zararli,-gercekten-kanser-yapiyor-mu-6609.htm  ayrıca diğer link

http://www.haberturk.com/saglik/haber/668402-pet-siseler-neden-zararli-gercekten-kanser-yapiyor-mu

 ve 11 Eylük 2011 Fatih Altaylının yazısı “Pet şişelerden kurtulun”

http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli/668298-pet-siselerden-kurtulun 

ve 14 Eylül 2011 “İşte kanserli sayılar!.. Şişedeki 3 ve 7’ye dikkat!” Prof. Dr. Çağatay Güler

http://www.haberturk.com/saglik/haber/669234-iste-kanserli-sayilar-

 dikkat edilirse biz bu konuyu 2,5 ay önce gündeme getirmiştik.

    Fakat burada bahsedilmeyen bir yeni delil daha göstereceğim. BPAsız üretilen PETler sağlıklı mı? Hayır. İşte size bilimsel bir çalışmadan göstereceğim delil. Normal PETlerin içindeki Antimon (Sb) maddesi Endokrin Sistem bozucu yani Hormon Sistemini bozarak kanser ve diğer hastalıklara sebep olabilir özellikle hamile bayanların bebekleri için çok zararlı.

Kaynak: “Polyethylene Terephthalate May Yield Endocrine Disruptors” -2010

http://ehp03.niehs.nih.gov/article/info%3Adoi%2F10.1289%2Fehp.0901253

    Polietilenler sadece PETlerde değil hayatımızın bir çok alanında kullanılmaktadır. Yağmurluklarda, şemsiyelerde, çadır kumaşlarında vs…

Belki bunlar PETler kadar önem arzetmez ama güneş altında kalan bir çadır içinde isek soluduğumuz havanın içinde kanserojen maddelerin olacağını da unutmamak gerekir.

14.09.2011

Kaynak: http://www.facebook.com/notes/mehmet-ke%C3%A7eci/petlerde-ki-tehlike-bpa-antimon-is%C4%B1-uzun-s%C3%BCre-kullan%C4%B1m/10150387444050505

 

————

 

    Su İçerken Dikkat Etmemiz Gerekenler: PH=7 ve üzeri (Artı), Sodyum (Tuz) diyetine uygun (Artı), Doğal Mineralli Su (Artı), BPA”sız (Artı): ABD”de fareler üzerinde yapılan araştırma içecek şişeleri ve biberon gibi gıda kaplarının yapımında kullanılan Bisfenol A (BPA) maddesinin, erkek farelerin “dişileşmesiyle” bağlantılı olabileceğini ortaya çıkardı. Türkiye”de, kanserojen olabileceği şüphesi üzerine, AB ile paralel olarak BPA kullanımı yasaklanmıştı.

Susamadan su içiniz. Susadığınızda su seviyesi azaldığında bunu beyne uyarı olarak gönderir fakat bu sırada su seviyeniz azalmış olmaktadır.

30 Haziran 2011

Yayınımızın Kaynağı:

http://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150241126992355&set=a.118312112354.103111.568752354&type=1&ref=nf

PET
 

İşaretler

Bu resim HaberTürt”ten alınmıştır.

Sular Hakkındaki Genel Bilgiler

  1. Su; kokusuz, renksiz, berrak, tortusuz ve içimi hoş olmalıdır. Sularda fenoller, yağlar gibi suya kötü koku ve tat veren maddeler bulunmamalıdır.
  2. Su; hastalik yapan mikroorganizma ihtiva etmemelidir. Suda bulunan vibrio cholera, salmonella typhi, hepatit virüsü gibi mikroorganizmalar sudan geçerek hastalığa sebep olurlar. İçme sularinin kesinlikle bakteriyolojik kirlilik tasımamasi gerekir.
  3. Suda sağlığa zararlı kimyasal maddeler bulunmamalıdır. Bazı kimyasal maddeler zehirli etki yapabilir. Arsenik, kadmiyum, krom, kurşun, civa gibi. Bunun yaninda baryum, nitrat, florür (1,5ppm üzeri), radyo aktif maddeler, amonyum, klorür gibi maddeler sınır degerlerinin üzerinde sağlığa olumsuz etkileri olan maddelerdir. Aynı zamanda bazıları suya kirli suların karıştığının göstergesidir. 
  4. Sular kullanma maksatlarına uygun olmalıdır. İçme suyu ve sanayide, kullanma sularında demir, manganez ve sertlik değerleri önemlilik arzeder.
  5. Sular agresif olmamalıdır. Sularin agresifliği, serbest karbondioksit (CO2) ile bikarbonat (HC03) iyonunun dengede olmasından ileri gelir. Suların agresifliği boruların korozyonuna sebebiyet verir. Ayrıca boruların aşınması halinde borudan ayrılan elementler su kalitesinin bozulmasına sebep olur.
  6. TS-266”ya göre, içme sularında pH 6,5-8,5 tavsiye edilen değerdir. Düşük pH’lı ve düşük TDS’lı sular, korozif oldukları için borulardaki birtakım zehirli metalleri çözebilirler. Yüksek pH’a sahip sularda ise pH’ı yükselten kimyasalların zararlı olup olmadığı belirlenmelidir. Bunun için ayrıntılı ölçüm gerekir.
  7. Sular Ozun, Klor, Ultraviole, Kaynaktma, Nanozarlan geçirme ile bakterilerden (0,5mikron ve üzeri) temizlenebilirler. Fakat virüsler 0,5 mikrondan daha düşük olduklarından her filtreleme işe yaramaz.
  8. Deniz suyu ve kuyu suları, taze yüzey sularına göre daha az çözünmüş oksijen içerirler. Yüksek yerlerdeki sular deniz seviyesine göre daha çok oksijen içerirler.
  9. Gazı çıkan maden suları 0,3 derece kadar PH ları yükselir.
  10. Arıtılmamış suların değerleri farklıdır.
  11. Alınan numunelerin sıcaklık farkları PH derecelerini 0,1 ile 0,4 derece değiştirebilirler. Bizim aldıklarımız doğal ortamdan veya buzdolabından alınan numunelerdir.
  12. PH değerleri 0,1 ile 0,5 değerinde farklılık gösterebilirler.
  13. Günlük değerler arasında farklılıklar olabilir.
  14. Sudaki tuz/sodyum(Na) TDS değerini yükseltip PH değerini düşürür. İçeriğinde nekadar Tuz/Sodyun olduğu bilinmesi gerekir. Tuzluluk böbrek ve yüksek tansiyon hastaları için iyi değildir. PH”ı yüksek ise tuzluluk oranı düşük olabilir. PH”ın yüksek olması suyun kalitesi açısından önemlidir. Damarlardaki yağlanmayı önler, obaziteyi azaltır, hazmı kolaylaştırır vs…
  15. Minarelli yok denecek kadar az sular tavsiye edilmez. Vucutta mineral azlığına sebep olabilirler. Bu yüzden arada bir farklı suları deneyiniz. Hep aynı su alışkanlığı yapmayınız.
  16. 1 seneden fazla bekleyen suların PH değerlerinde bozulma görülür. İçeriğine göre bu artabilir ve daha az sürelere inebilir.
  17. Zemzem suyunun Kral Suud Üniversitesi, King Abdul Aziz City of Science and Technology (KACST) tarafından açıklanan değerleri:

    KATYONLAR : Ca+2, Mg+2, Na+2, Fe+2, Mn+2

    ANYONLAR : Bikarbonat HCO3, Cl-1, SO4-2, N03 Nitrat, C03-2 Karbonat

    Sodyum/Sodium (Na) 133 mg/L (4.8×10−6 lb/cu in)
     Kalsiyum/Calcium (Ca) 96 mg/L (3.5×10−6 lb/cu in) (Orta yumuşak su)
     Magnezyum/Magnesium (Mg) 38.88 mg/L (1.405×10−6 lb/cu in)
     Potasyum/Potassium (K) 43.3 mg/L (1.56×10−6 lb/cu in)
     Bikarbonat/Bicarbonate (HCO3) 195.4 mg/L (7.06×10−6 lb/cu in)
     Klorür/Chloride (CI) 163.3 mg/L (5.90×10−6 lb/cu in)
     Florür/Fluoride (FI) 0.72 mg/L (2.6×10−8 lb/cu in) (0,6-1 ppm optimal seviyedir)
     Sülfat/Sulfate (SO4) 124.0 mg/L (4.48×10−6 lb/cu in)
     pH 7,9-8 (Bazik ve alkali)
     TDS değeri: Total dissolve alkalinity 835 mg/L (3.02×10−5 lb/cu in)

    Zemzemin içinde 34 tane element bulunmuştur. Bunlardan biri de Selenyumdur (Se). Bu element sarımsak ve soğandan bildiğimiz vucudun direncini arttıran bir elementtir. Çoğu toksik iken azı ise çok faydalıdır. Az miktarda da olsa zemsem suyu selenyum içerir.

    Yapısal olarak Sodyum Klorürlü (Sodium Cloride) ve metrotik bir sudur. Oluştuğu bölgeye uzaydan gelen kayaların ve metallerin yapısal etkisi vardır. (Zamzam is a sodium chloride water and of meteoritic origin. Adj.1.meteoritic – of or relating to or caused by meteorites)

    Zemzem suyu kimyasal olarak içmeye uygun bir sudur. Chemically Zamzam water is suitable for drinking purposes.

    Zemzem suyunun uzun seneler bozulmamasının nedeni belkide tuzluluk/sodyum (Na) oranının biraz yüksek olması olabilir. Ben 3-5 senelik zemzem içtiğim halde bir bozulma görmedim.

                                    

    Doğadaki Su Çeşitleri

    pH

    Yumuşak Sular/Soft water

    5,3-7,4

    Sert Sular/Hard water

    7,6-8,8

     Deniz Suyu/Sea water

    8,2-9,2

    Asidik kirlenmiş sular

    2,2-4,8

    Atmosferle pH”ı dengelenmiş su

    5,6

     Zemzem

     7,73-7,9-8,0-8,1

      

  18. Suda ya Nitrat-Azot3Oksit (Nitrate NO3) olmaması gerekir yaza izin verilen seviyelerin altında olması gerekir. Nitrik asit (HNO3) tuzu iyonudurlar. Nitrik asit ve alkollerin esterlerine nitrat adı verilir. Sağlık açısından zararlıdırlar.  

    Amonyak (NH3): Amonyak dogal sularda genellikle amonyum azotu (NH4) halinde bulunur ki buna serbest veya tuz halindeki amonyak denir. Sularda amonyak, kimyasal ve fiziksel olaylar veya mikroorganizma faaliyetleri sonucunda oluşur. Kimyasal ve fiziksel olaylar sonucunda oluşan amonyağın sağlığa zararı yoktur. Ancak mikroorganizma faaliyetleri sonucunda oluşan amonyak organik madde kaynaklı olma ihtimali bakımından tehlikelidir. 0.5 ppm”den büyük değerde amonyak kirliliğin belirtisidir.

    Nitrit (NO2) : İçme suyunda kesinlikle istenmez. Güneş ışığı ve bazı bakteriler nitratları nitrite dönüştürür.

    Nitrat (N03) : Azotlu organik bileşiklerin son yükseltgenme ürünleridir. Kuyu sularında nitrat genelde daha fazla bulunur. Özellikle bebeklerde blue-baby denilen hastalığa neden olur. Vücudu morarmaya baslayan bebeklerde bu hastalık ölüme dahi neden olabilir. Suda kötü koku yaparlar.

  19. İyonik Kalsiyum (Ca) vucudumuz için oldukça gereklidir. Diş ve kemik yapımızın ihtiyacını karşılarlar.
  20. TDS”i çok düşük olan sular agresif ve koroziftirler. Dolayısıyla özel kullanımlarda tedbir alınmalıdır. Örneğin bu sular depolanacaksa deponun metal yerine plastik olması tercih edilmelidir.
  21. Klorürün (CI) normal konsantrasyonlarında bir sağlık sakıncası yaratmadığı bilinmektedir. Ancak 250 mg/It”den yüksek konsantrasyonlarda tuz tadı oluşmaktadır. Klorür suyun iletkenligini artırdığı için korozyonu kolaylaştırır.
  22. Pekçok suda silis SiO2 (SilisyumdiOksit) bulunmaktadır. Bu çok doğaldır çünkü doğada en çok bulunan element silisyumdur (Si).
  23. Sülfür (S(-ll)) bilesikleri, çesitli reaksiyonlar sonunda olusturduklari tat, koku, toksitite ve korozyon gibi problemleriyle önemli kirletici durumundadirlar. Suda yüksek sülfatin anlami; yüksek sertlik, yüksek sodyum tuzu ve yüksek asiditedir. Sodyum sülfat ve magnezyum sülfat, insanlarda müshil etkisi gösterdiklerinden 250 mg/1 üst sınırla sınırlandırılmıştır. Hayvanlar için ise bu sınır 1000 mg/l olarak belirlenmistir. Bunun yanında sülfatlar suya acımsı tat verirler. Sülfatlar, kazan sularında CaSO4 ve MgS04 çökeltileri oluşturduğundan, bu tip sularda çok düşük miktarlarda tutulmalıdırlar.
      
  24. Suyun Toplam Sertliğini (Total Hardness) içindeki Kalsiyum (Ca) ve Magnezyum (Mg) miktarı belirler. Kalsiyum ve Magnezyum sertliği ayrı ayrı hesaplanabilir. Sert sularda iyi sayılmazlar. Fakat sonradan suyun sertliğine müdahele edilerek yumuşatılması sonucu da kanser vakalarında artma tesbit edilmiştir.  

    Sertlik, su içinde çözünmüs (+2) değerlikli iyonların (Ca+2, Mg+2, Sr+2, Fe+2, Mn+2 vb.), varlığının sonucudur. Ca+2 ve Mg+2 iyonları doğal sularda diğer iyonlardan daha fazla bulunduklarından, çoğunlukla sertlik, Ca+2 ve Mg+2 iyonlarının konsantrasyonlarının toplamı olarak ifade edilir. Diğer iyonlar genellikle komplex formda oldukları için sertliğe fazla bir katkıları olmaz. Bir suyun sertliği, sabunu çökeltme kapasitesinin ölçüsüdür. Sabun suda yaygın olarak kalsiyum ve magnezyum iyonları ile çökeltilir.

                                   

    Toplam Sertlik (CaCO3 mg/lt) Sınıflandırma
    0-50 yumuşak su / soft
    50-100 orta yumuşak / moderately soft
    100-150 biraz sert / slightly hard
    150-200 orta sert / moderatly hard
    200-300 sert / hard
    >300 çok sert su /very hard

    Sertlik yaratan maddelerin, eşdeğer kireç türlerinin karşılıklarına göre tanımlanmış sertlik dereceleri, genellikle Fransız, Alman ve İngiliz sertlik dereceleri cinsinden ifade edilir.

    1F = 10 mg/lt CaC03 Fransız Sertlik Derecesi

    1E = 14.3 mg/lt CaC03 İngiliz Sertlik Derecesi

    1D = 17.8 mg/lt CaC03 Alman Sertlik Derecesi

                                             

    Sertlik Dereceleri
    Çarpma Faktörleri Alman (°D) Fransiz (°F) İngiliz (°E) milival (mval)
    °D için 1 1.79 1.25 0.357
    °Fiçin 0.56 1 0.7 0.200
    °Eiçin 0.80 1.43 1 0.285
    mval için 2.80 5.00 3.5 1

    Sertlik artışı, suyun iletkenliğinin de artmasına sebep olur. Sertlik giderilirse;

    a. Sabun ve deterjan sarfiyati azalır.

    b. Korozyon kontrolüne yardımcı olur.

    c. Taşlaşmanın önüne geçilir.

    Sertlik giderme yöntemleri;

    * Kireç-soda yöntemi

    * Sodyum hidroksit ile muamele

    * Sodyum sülfatla yumuşatma

    * iyon değiştirme

  25. Demir  ve mangan içme sularında istenmeyen renk ve bulanıklığa sebep olurlar. Su borularının iç cidarlarında birikerek kesit daralmasına ve tıkanmalara yol açarlar. Aynı zamanda çamaşır, kumaş ve porselen eşya üzerinde leke bırakırlar. Demir kahverengimsi, mangan gri-siyah lekeler yapmaktadır. Bu özellikleriyle demir ve mangan konsantrasyonları yüksek sular; kağıt, deri, dokuma, plastik, gıda gibi sanayilerde kullanıldıklarında ürünün renk ve tadında değişmelere sebep olduklarından istenmezler.   

    Demir ve mangan (manganez) suda çözünmeyen (Fe+3 ve Mn+4) ile çözünen (Fe+2 ve Mn+2) hallerinin her iki şeklinde de bulunmaktadır. İki değerlikli demir ve mangan, genellikle yeraltı sularında bulunur.

    Gerçekte demir doğal sularda şu şekilde bulunur;
     1. Çözünür Ferrous iyonları.
     2. Ferrik iyonlari (asidesi yüksek sularda çözünür).
     3. Ferrik hidroksit (dogal veya alkali sularda çözünmezler).
     4. Ferrik oksit
     5. Organik bilesiklerde kombine halde veya demir bakterileri bünyesinde

    Su hava ile temas ettiğinde CO2 havaya karışırken moleküler oksijen suya karışmaya başlar. Oksijen ferrus (Fe+2) iyonlarını oksitleyerek Fe+3”e dönüştürür. (Fe+3) iyonları da serbest hidroksil (OH) iyonlarıyla reaksiyona girerek ferrik hidroksit [ Fe(OH)3] oluşturur. Bu bileşik çözünmez jelatimsi bir yapıya sahiptir ve bulunduğu yüzey üzerinde birikimler yapar. Aynı şekilde Mn+2 iyonları da Mn+ ”e dönüşürler.

  26. Toplam alkalinlik hesaplamalarında Kalsiyum Karbonat (CaCO3), Karbonat (CO3), Bicarbonat (HCO3) dikkate alınırlar.
  27. Florid seviyesinin  fazlası da (1-1,5ppm)  azı da (0,30ppm) zararlıdır.
  28. Kaynatılan suların PH değerleri artarken TDS önemli bir değişiklik göstermez.
  29. Temizlik, sanayi, yemek sularında yumuşak sular tavsiye edilirken içme kaynak sularında sert olması daha uygundur çünkü sert sular yer altından geldiklerinden yüksek miktarlarda çözünmüş minareller içerirler.
  30. Suyun oksijen değeri çok önemlidir. Genellikle yüksek yerlerden çıkan sular daha fazla oksijen içerir.

 Ek 1: 27.12.2014 Biz ölçümleri elektronik cihazlarla yapsakta sizler turnusol kağıtları ile PH değerini ölçebilirsiniz.

Turnusol Kağıdı

Bu resim ve yazı facebook sayfama 27.12.2011 tarihinde eklenmiştir.

        Turnusol/Litmus kâğıtları ile PH ölçümü. Turnusol kâğıtları Kuzukulağı bitkisinden (likenlerden) elde edilen ve suda çözülen bir boyadır. Asitler vücuda girdikten sonra iyonlarla birleşerek tuzları oluştururlar (kalsiyum oksalat gibi) bu da böbreklerde birikerek böbrek taşlarının oluşumuna sebep olur. Bu yüzden PH değeri yüksek suların tüketimi ve asiditesi yüksek olanların azaltılması gerekir.

Ek 2: 13.14.2011

 

 

Ek 3: 21.09.2014

Su depolarını temiz tutmak neredeyse imkansız gibi zor bir durumdur. Bu nedenle su deposu kullanılmasını tavsiye etmem. (Sadece su kesilmelerinin çok fazla yaşandığı yerler hariç olabilir.)

Aşağıdaki makale iyi değerlendirilmelidir.

Kaynak: http://ehp03.niehs.nih.gov/article/info%3Adoi%2F10.1289%2Fehp.0901253

Polyethylene Terephthalate May Yield Endocrine Disruptors

Leonard Sax

Montgomery Center for Research in Child and Adolescent Development, Exton, Pennsylvania, USA

Abstract

Background: Recent reports suggest that endocrine disruptors may leach into the contents of bottles made from polyethylene terephthalate (PET). PET is the main ingredient in most clear plastic containers used for beverages and condiments worldwide and has previously been generally assumed not to be a source of endocrine disruptors.

Objective: I begin by considering evidence that bottles made from PET may leach various phthalates that have been putatively identified as endocrine disruptors. I also consider evidence that leaching of antimony from PET containers may lead to endocrine-disrupting effects.

Discussion: The contents of the PET bottle, and the temperature at which it is stored, both appear to influence the rate and magnitude of leaching. Endocrine disruptors other than phthalates, specifically antimony, may also contribute to the endocrine-disrupting effect of water from PET containers.

Conclusions: More research is needed in order to clarify the mechanisms whereby beverages and condiments in PET containers may be contaminated by endocrine-disrupting chemicals.

Polyethylene terephthalate (PET) is the material most commonly used to make the clear plastic bottles in which bottled water is sold. PET bottles are also in widespread use as containers for soda beverages, sports drinks, and condiments such as vinegar and salad dressing. PET bottles are also commonly used for the packaging of cosmetic products, such as shampoo, particularly when such products are sold in clear plastic bottles.

The potential of plastic packaging to introduce endocrine disruptors into foods and beverages has gone largely unrecognized until quite recently (Muncke 2009). The plastics industry generally asserts that PET bottles are not a source of endocrine disruptors (e.g., American Chemistry Council 2009). In this commentary, I present evidence that PET bottles may leach endocrine disruptors, and I consider the conditions under which this leaching may occur.

Synthesis of PET

The synthesis of PET begins with the esterification of either terephthalic acid or dimethyl terephthalate with ethylene glycol, yielding bis(hydroxyethyl)terephthalate (BHET). The BHET is then polymerized up to about 30 repeat units (Awaja and Pavel 2005). Next, to achieve a degree of polymerization (DP) of about 100 repeat units, polycondensation is performed at temperatures > 270°C and pressures > 50 Pa (Ravindranath and Mashelkar 1986). To produce bottle-grade PET, the DP must be > 150 repeat units, which is typically accomplished via solid-state polymerization, a process that requires temperatures > 200°C, pressures > 100 Pa, and incubation times of at least 15 hr (Al-Ghatta et al. 1997).

It is becoming increasingly common for manufacturers to market copolymers for purposes previously filled by homopolymer PET. Copolymer blends, such as polybutylene terephthalate/PET, have certain advantages over homopolymer PET with regard to mechanical properties and resistance to degradation (Grossetête et al. 2000; Guerrica-Echevarría and Eguiazábal 2009). In the United States, a clear plastic bottle may be made with copolymers and still be legally marketed as PET, according to applicable federal regulations [e.g., 21 CFR §177.1630 (U.S. Food and Drug Administration 2009).

Phthalates

The term “phthalates” refers to the diesters of 1,2-benzenedicarboxylic acid, better known as phthalic acid. A growing literature links many of the phthalates with a variety of adverse outcomes, including increased adiposity and insulin resistance (Grün and Blumberg 2009), decreased anogenital distance in male infants (Swan et al. 2005), decreased levels of sex hormones (Pan et al. 2006), and other consequences for the human reproductive system, both for females and males [reviewed by Hauser and Calafat (2005)]. Infants and children may be especially vulnerable to the toxic effects of phthalates (Sathyanarayana 2008). Indeed, legislatures and government agencies in Australia, Canada, the European Union, and the United States have already acted to restrict or prohibit the use of phthalates in consumer products (Canadian Department of Health 2009; U.S. Consumer Product Safety Commission 2008).

The plastics industry has been keen to emphasize the distinction between PET and phthalates. In a letter to Environmental Health Perspectives, a spokesperson for the American Plastics Council wrote:

Plastic beverage bottles sold in the United States are made from a type of plastic known as polyethylene terephthalate (PET). Although polyethylene terephthalate (the plastic) and phthalate (the additive) may have similar names, the substances are chemically dissimilar. PET is not considered an orthophthalate, nor does PET require the use of phthalates or other softening additives. (Enneking 2006)

Indeed, phthalates are not used as substrates or precursors in the manufacture of PET. However, as discussed below, several reports suggest that phthalates may leach from PET bottles into the contents of the bottle.

In this commentary, I first review evidence from various bioassays that PET may yield endocrine disruptors. I then consider evidence that phthalates leach from PET bottles, followed by evidence that antimony leaches from PET bottles.

Bioassays

Wagner and Oehlmann (2009) employed two bioassays to investigate the estrogenicity of water within PET bottles. First, they used a yeast estrogen screen, employing a strain transfected with the human estrogen receptor α. They evaluated 20 brands of mineral water, nine of which are available both in glass and in PET bottles. Three of nine brands sampled in glass demonstrated significant estrogenic activity in this bioassay, compared with seven of nine brands of water from PET bottles. However, one cannot say with certainty that the estrogenic substance or substances necessarily leached from the bottles; the contaminant may have been introduced into the water before bottling.

The second bioassay by Wagner and Oehlmann (2009) addressed this concern. These investigators emptied the bottles of their contents, then filled the empty PET bottles and glass bottles with a defined culture medium (pH 8.0 ± 0.5) and incubated New Zealand mudsnails, Potamopyrgus antipodarum, for 56 days. Production of embryos was significantly enhanced among snails incubated in the PET bottles compared with snails incubated in glass bottles, across all brands (p < 0.001). For example, production of embryos incubated in PET bottles of brand D was roughly double the production of embryos incubated in glass bottles of brand D; curiously, on the yeast estrogen screen, this same brand showed no difference in estrogenic activity between PET-bottled water and glass-bottled water. This finding suggests that the in vivo snail bioassay might be more sensitive than the in vitro yeast estrogen screen.

Regarding the snail bioassay, Wagner and Oehlmann (2009) concluded that “it is obvious that the observed effects can only be attributed to xenoestrogen leaching from these plastic bottles. Moreover, the compounds released by the PET material were potent [enough] to trigger estrogenic effects in vivo similar to those of E2 [17α ethinyl estradiol] at a concentration of 25 ng/L.” The maximum estrogen activity that they detected in any brand of water was equivalent to 75 ng/L of ethinyl estradiol.

Pinto and Reali (2009) also employed a yeast bioassay to investigate estrogenic activity in samples of water obtained from PET bottles. Like Wagner and Oehlmann (2009), they found large variations among brands of water obtained from PET bottles: In ethinyl estradiol equivalents, their results ranged from a low of 0.9 ng/L to a high of 23.1 ng/L. Pinto and Reali explained this variation by noting that “not all PET materials are of the same chemical quality. Quality may vary depending on the raw material as well as the technology used in bottle production.” Pinto and Reali, using waters bottled in Italy, obtained results that were substantially lower in estrogenic activity than those obtained by Wagner and Oehlmann, who purchased their bottled waters in Germany. It is possible that the German PET had a greater propensity to leach endocrine disruptors than the Italian PET; it is also possible that the yeast bioassay employed by Pinto and Reali may be less sensitive than the yeast bioassay employed by Wagner and Oehlmann.

In a third report, investigators at the University of Missouri tested the effect of an unspecified brand of PET-bottled water on the proliferation of breast cancer cells. They found that the PET-bottled water triggered a 78% increase in the growth of the breast cancer cells compared with the control water: 1,200 breast cancer cells multiplied to 32,000 in 4 days when incubated in PET-bottled water, versus 18,000 for the control sample (Naidenko et al. 2008). Naidenko et al.’s report must be interpreted with caution because it is available only as a posting on the Web and has not yet been published in any peer-reviewed journal. Furthermore, the results from the University of Missouri bioassay, like those from Pinto and Reali (2009), do not prove unequivocally that the presumptive endocrine disruptors leached from the PET bottle wall; they might conceivably have been present in the water before bottling.

Presence of Phthalates 
in PET-Bottled Water, Soda, and Food Simulants

Montuori et al. (2008) tested 71 commercial brands of bottled water, all of which were available both in glass bottles and in PET bottles. Across all brands, they found that the concentration of all phthalates combined was “more than 12 times higher in PET than in glass bottled water.” In most cases, the concentration of phthalates in water from glass bottles was below the limits of detection. The most abundant phthalates that they found in PET-bottled water were dibutyl phthalate, diisobutyl phthalate, and diethyl phthalate (DEP). The 50th percentile for the sum of all phthalates in all PET bottles tested by Montuori et al. was 1.32 µg/L. Montuori et al. (2008) asserted that the phthalates they detected in the PET-bottled water must have leached from the PET bottle wall; however, their data do not compel this conclusion, because they did not measure the concentration of phthalates as a function of time. It is conceivable that the water in the PET bottles was contaminated with phthalates before bottling.

Casajuana and Lacorte (2003) investigated the effect of prolonged incubation on the concentration of various phthalates in water from PET bottles compared with water from glass bottles. In all their samples, both from glass bottles and from PET bottles, the concentration of phthalates was initially very low, at or below the limits of detection in almost every case, when first sampled. Prolonged incubation had little effect on the concentration of phthalates in glass-bottled water; phthalates in water from glass bottles were still generally undetectable after 10 weeks of storage. However, in their samples of water from PET bottles, three out of five brands showed measurable levels of di-(2-ethylhexyl) phthalate (DEHP) after 10 weeks of incubation, with an average DEHP concentration of 0.134 µg/L, and all five brands showed measurable levels of DEP after 10 weeks of incubation, with an average DEP concentration of 0.214 µg/L.

Schmid et al. (2008) sought to determine whether solar water disinfection (SODIS) would promote leaching of phthalates into water in PET bottles. SODIS is a technique used in developing countries to disinfect water by incubating water in PET bottles in direct sunlight. After 17 hr of incubation in direct sunlight, maximum concentrations of di(2-ethylhexyl)adipate and DEHP were 0.046 and 0.71 µg/L, respectively.

Biscardi et al. (2003) went to a bottling plant in order to obtain mineral water before bottling. They then filled PET bottles and glass bottles with mineral water, both carbonated and noncarbonated. All bottles were stored at room temperature. Each subsequent month, for 12 months, samples of water were lyophilized, the powders then shaken with acetone, and the acetone extracts analyzed using gas chromatography/mass spectrometry (GC/MS). Throughout the first 8 months, no phthalates were detected in any sample. Beginning at month 9 for PET-bottled noncarbonated water, and month 10 for PET-bottled carbonated water, the acetone extracts increased from 0.4 to > 3.0 mg/L. GC/MS analysis of the extracts identified the presence of DEHP.

Farhoodi et al. (2008) studied the interaction of incubation time with storage temperature on the leaching of DEHP from PET bottles. Using a solution of 3% acetic acid as a food simulant, they incubated the solution in PET bottles for up to 120 days, either at 25°C or at 45°C. On day 0, at the beginning of the trial, the amount of DEHP in PET bottles was below the limits of detection. On day 25, the amount of DEHP in the solution incubated at 25°C was 1.2 mg/L, whereas the amount of DEHP in the solution incubated at 45°C was 2.1 mg/L. By day 66, the amount of DEHP in the solution incubated at 25°C had peaked at 1.4 mg/L, whereas the amount of DEHP in the solution incubated at 45°C had plateaued at 2.5 mg/L.

Bošnir et al. (2007) sought to determine how the contents of the PET bottle influenced the concentration of phthalates in the contents. They compared the concentrations of various phthalates in PET-bottled mineral water with PET-bottled soft drinks preserved with phosphoric acid or with sodium benzoate and/or potassium sorbate. They reported large variations in the concentrations of phthalates both across beverages and across manufacturers. For example, they were not able to detect dimethyl phthalate (DMP) in any brand of mineral water after a 30-day incubation, whereas DMP was the most abundant phthalate detected in the soft drinks they tested. Among soft drinks preserved with both sodium benzoate and potassium sorbate, the concentration of DMP in samples incubated for 30 days ranged from 18 to 2,666 µg/L, with a mean of 501 µg/L; by contrast, the concentration of DMP in mineral water was consistently below the limits of detection. They conjecture that the lower pH of the soft drinks might account for this difference. However, the concentrations of DEHP (unlike DMP) did not differ between soda beverages and mineral water: They found average levels of DEHP < 100 µg/L in all their specimens, with no significant difference between soda beverages and mineral water.

Bošnir et al. (2007) asserted that leaching of phthalates from the PET bottle must be the source of the phthalates they measured; they assumed that the concentration of phthalates was below the limits of detection when the mineral water or soft drinks were originally bottled. Their basis for this assumption is the fact that “raw materials for soft drinks and final products (both soft drinks and mineral water) are under obligatory and continuous public health validity control [in Croatia] which excludes possible contamination with phthalates.” However, they provide no measurements to support their assumption that the soft drinks and mineral water they tested were phthalate-free when bottled. Once again, as with Montuori et al. (2008), one cannot exclude the possibility that the water or soft drinks may have been contaminated with phthalates before bottling.

Origin of Phthalates in PET-Bottled Water and Beverages

Farhoodi et al. (2008) were not able to detect DEHP in their samples when first tested, yet after 66 days of incubation at 45°C, the concentration of DEHP in their sample reached 2.5 mg/L (i.e., 2,500 µg/L). Likewise, Biscardi et al. (2003) reported similar concentrations of DEHP after a 9-month incubation of water in PET bottles at room temperature. Where did the DEHP come from? That is, how did DEHP get into the PET bottle wall in quantities sufficient for such an amount to leach into the bottle contents?

One possibility may have to do with the use of recycled PET. In 2008, 27.0% of PET containers sold in the United States were recycled (National Association for PET Container Resources 2009). “New” PET may therefore contain PET that has been recycled from a previous use. PET recycling begins by washing the used PET to remove contaminants; however, this washing is not effective in removing organic molecules once they have been sorbed into the bottle wall (Safa 1999).

PET from different suppliers may differ in the degree to which it is homopolymer or copolymer, the extent to which the material is “virgin” or recycled PET, and in details of the manufacturing process. As noted above, Bošnir et al. (2007) detected DMP in concentrations as high as 3,000 µg/L in PET-bottled soda, whereas they were unable to detect DMP at all in PET-bottled mineral water. One possible explanation is that the soda, perhaps because of its lower pH, promoted leaching of DMP from the PET bottle wall. However, it is also possible that the PET used in production of the bottles intended for soda had a different provenance than the PET used in production of the bottles intended for mineral water. Shampoo often contains DMP (e.g., Sathyanarayana 2008). If the bottles used for soda included PET recycled from shampoo bottles, whereas the PET-bottled mineral water did not, that difference might contribute to the much higher concentrations of DMP in PET-bottled soda.

Estrogenicity of Antimony, and Leaching of Antimony from PET

Measuring the concentration of phthalates in soft drinks and 3% acetic acid, respectively, Bošnir et al. (2007) and Farhoodi et al. (2008) both found phthalates in concentrations > 1,000 µg/L in at least some of their samples. However, among the other reports cited above that measured phthalates in bottled water rather than in soda or acetic acid, only one (Biscardi et al. 2003) identified any phthalates in concentrations > 1,000 µg/L, and that was only after at least 9 months of incubation. Nevertheless, the bioassays described at the beginning of this article incubated their specimens for < 2 months and employed water or a water-based culture medium with a neutral or near-neutral pH, not with soft drinks or acetic acid. This raises the possibility that a nonphthalate endocrine disruptor or disruptors may have mediated the estrogenic effects documented in the bioassays. Some evidence suggests that antimony may be at least partially responsible for these estrogenic effects.

Choe et al. (2003) reported that antimony chloride has “high estrogenicity” in two bioassays. In an estrogen-receptordependent transcriptional expression assay using human breast cancer cells, they found that 1 µM antimony chloride had estrogenic activity that was 61% equivalent to 1 nM 17β-estradiol. In an E-screen assay measuring proliferation of human breast cancer cells, they reported that 1 µM antimony chloride had estrogenic activity that was 49% equivalent to 10 nM 17β-estradiol.

The U.S. Environmental Protection Agency (EPA) has established an MCL (maximum contaminant level) of 6 ppb for antimony, which is the same limit set by Health Canada; the German Federal Ministry of Environment has set a limit of 5 ppb, whereas the Japanese drinking water standard requires levels of antimony < 2 ppb (Shotyk and Krachler 2007). However, these cutoffs are generally based on older research on antimony toxicity, related to cardiovascular risks and carcinogenicity; for example, the U.S. EPA’s Web site on antimony in drinking water makes no mention of antimony’s possible endocrine-disrupting effect (U.S. EPA 2009).

Antimony is widely used as a catalyst in the polycondensation of PET (Pang et al. 2006). PET resin typically contains antimony in concentrations between 100 and 300 mg/kg (Duh 2002). However, PET resin made in Japan is sometimes manufactured using titanium rather than antimony as a catalyst. Nishioka et al. (2002) investigated antimony concentrations in PET bottles manufactured in Japan. They found a roughly bimodal distribution of concentrations, with bottles from four manufacturers having mean antimony concentrations between 168 and 216 mg/kg, whereas in bottles from two other manufacturers, antimony concentrations were below the limit of detection (< 0.1 mg/kg); bottles from a seventh manufacturer had a mean antimony concentration of 58 mg/kg.

Several investigators have now demonstrated significant levels of antimony in water bottled in PET containers. Shotyk and Krachler (2007) measured antimony concentrations in 132 brands of bottled water purchased in 28 countries. They found a wide variation in antimony concentrations, with dramatic differences in the leaching of antimony over time. In 14 brands of PET-bottled water purchased in Canada, antimony concentrations increased on average 19% during 6 months of storage at room temperature. By contrast, 48 brands of PET-bottled water purchased in Europe increased on average 90% during 6 months of storage, under identical storage conditions in the same laboratory. Shotyk and Krachler also reported wide variations in antimony concentrations even among the same brand of PET-bottled water, depending on the location of purchase. For example, one brand of PET-bottled water yielded 1,650 ng/L of antimony when first purchased in Hong Kong, increasing to a concentration of 1,990 ng/L when tested 6 months later, whereas the same brand of bottled water purchased in Europe had a concentration of 725 ng/L when first purchased, increasing to 1,510 ng/L 6 months later.

Westerhoff et al. (2008) found that raising the ambient temperature significantly increases the leaching of antimony into nine brands of PET-bottled water purchased in the United States. At room temperature (22°C) they found no significant change in the concentration of antimony over time: The average antimony concentration from nine brands of PET-bottled waters was 0.195 ± 0.116 ppb at the beginning of the study and 0.226 ± 160 ppb after 3 months indoors at 22°C. When the bottles were incubated at 70°C, however, the concentration reached 6 ppb in just 12 days; at 80°C, in just 2.3 days. After 7 days at 80°C, the antimony concentration reached 14.4 ppb. Noting that temperatures within a closed-container truck may easily exceed 60°C in Arizona, where this study was conducted, Westerhoff et al. (2008) concluded that “short duration exposure to elevated temperatures during transit or storage by the seller or consumer could yield antimony concentrations that approach or exceed the 6 ppb MCL.” Previous research has demonstrated that the temperature inside a car parked in the sun, with windows closed, can reach 78°C after 6 hr (Surpure 1982).

Keresztes et al. (2009) studied 10 brands of PET-bottled water, all purchased in Hungarian supermarkets. Unlike Westerhoff et al. (2008), Keresztes et al. found that the concentration of antimony in PET-bottled water increased monotonically over time at room temperature, although they reported large differences between brands. The antimony concentration in one brand of PET-bottled water increased from an average initial concentration of about 0.1 ng/mL to an average concentration of about 0.9 ng/mL after 2 years’ incubation at room temperature. However, another brand of PET-bottled water showed almost no additional leaching of antimony even when warmed to 60°C for 24 hr (the concentration always < 0.2 ng/mL), whereas the concentration of antimony in a different brand of PET-bottled water increased from 0.2 ng/mL at 22°C to > 1.5 ng/mL after 24 hr incubation at 60°C (Keresztes et al. 2009, their figure 5).

Discussion

The available research suggests that the concentration of phthalates in the contents of PET bottles varies as a function of the contents of the bottle, with phthalates leaching into lower pH products such as soda and vinegar more readily than into bottled water. Temperature also appears to influence the leaching both of phthalates and of antimony from PET, with greater leaching at higher temperatures.

The effect of temperature may account for some of the variation in the results noted previously. For example, Pinto and Reali (2009) noted that “cell toxicity was observed for water samples of the same lot of three different brands purchased from the same retailer”; they conjectured that “toxicity might be attributable to the storage conditions of the product.” Perhaps that retailer left the bottles exposed to the hot sun, whereas other retailers did not.

Lower-pH condiments such as table vinegar and salad dressing may warrant particular attention. The findings of Farhoodi et al. (2008) suggest that ingesting several servings of salad dressing that had been stored in a warm warehouse for a month might result in a dose of DEHP on the order of several hundred micrograms, possibly reaching the reference dose limit of 20 µg/kg/day (U.S. EPA 2006).

Conclusion

The evidence suggests that PET bottles may yield endocrine disruptors under conditions of common use, particularly with prolonged storage and elevated temperature. Important questions for future research include the following: What substances in the water are responsible for the estrogenic effects observed in the bioassays—is it one or more of the phthalates, and/or antimony, and/or as yet unidentified substances? How do variations in the composition and manufacture of PET influence the leaching of these substances into the contents of the bottle? Would special measures—such as a special coating on the inner wall of the bottle (e.g., Pennarun et al. 2004), or transportation under controlled-temperature conditions—minimize the leaching of these substances into the contents? Because of the widespread use of PET plastic worldwide in containers for water, soda beverages, and condiments, the safety of PET under conditions of common use certainly merits further investigation.

References

  1. Al-Ghatta H, Cobror S, Severini T.. 1997. New technology for solid-state polymerization of polymers: polyethylene terephthalate solid-state polyaddition. Polymer Adv Technol 8(4):161–168. Find this article online
  2. American Chemistry Council 2009. Phthalates Information Center. Available: http://www.americanchemistry.com/s_phthalate/ [accessed 15 November 2009]
  3. Awaja F, Pavel D.. 2005. Recycling of PET. Eur Polymer J 41(7):1453–1477. Find this article online
  4. Biscardi D, Monarca S, De Fusco R, et al. 2003. Evaluation of the migration of mutagens/carcinogens from PET bottles into mineral water by Tradescantia/micronuclei test, Comet assay on leukocytes and GC/MS. Sci Total Environ 302:101–108. Find this article online
  5. Bošnir J, Puntarić D, Galić A, Škes I, Dijanić T, Klarić M, et al. 2007. Migration of phthalates from plastic containers into soft drinks and mineral water. Food Technol Biotechnol 45(1):91–95. Find this article online
  6. Canadian Department of Health 2009. Canada Gazette. Phthalates Regulations. Available: http://www.gazette.gc.ca/rp-pr/p1/2009/2009-06-20/html/reg3-eng.html [accessed 14 November 2009]
  7. Casajuana N, Lacorte S.. 2003. Presence and release of phthalic esters and other endocrine disrupting compounds in drinking water. Chromatographia 57(910):649–655. Find this article online
  8. Choe S-Y, Kim S-J, Hae-Gyoung K, Lee JH, Choi Y, Lee H, et al. 2003. Evaluation of estrogenicity of major heavy metals. Sci Total Environ 312(1):15–21. Find this article online
  9. Duh B.. 2002. Effect of antimony catalyst on solid-state polycondensation of poly(ethylene terephthalate). Polymer 43(11):3147–3154. Find this article online
  10. Enneking PA. 2006. Phthalates not in plastic food packaging. Environ Health Perspect 114:A89–A90. Find this article online
  11. Farhoodi M, Emam-Djomeh Z, Ehsani MR, Oromiehie A. 2008. Effect of environmental conditions on the migration of di(2-ethylhexyl)phthalate from PET bottles into yogurt drinks: influence of time, temperature, and food simulant. Arabian J Sci Eng 33(2):279–287. Find this article online
  12. Grossetête T, Rivaton A, Gardette JL, Hoyle CE, Ziemer M, Fagerburg DR, et al. 2000. Photochemical degradation of poly(ethylene terephthalate)-modified copolymer. Polymer 41(10):3541–3554. Find this article online
  13. Grün F, Blumberg B.. 2009. Endocrine disruptors as obesogens. Mol Cell Endocr 304(1):19–29. Find this article online
  14. Guerrica-Echevarría G, Eguiazábal JI. 2009. Structure and mechanical properties of impact modified poly(butylene terephthalate)/poly(ethylene terephthalate) blends. Polymer Eng Sci 49(5):1013–1021. Find this article online
  15. Hauser R, Calafat AM. 2005. Phthalates and human health. Occup Environ Med 62(11):806–818. Find this article online
  16. Keresztes S, Tatár E, Mihucz VG, Virág I, Majdik C, Záray G. 2009. Leaching of antimony from polyethylene terephthalate (PET) bottles into mineral water. Sci Total Environ 407(16):4731–4735. Find this article online
  17. Montuori P, Jover E, Morgantini M, Bayona JM, Triassi M. 2008. Assessing human exposure to phthalic acid and phthalate esters from mineral water stored in polyethylene terephthalate and glass bottles. Food Add Contamin 25(4):511–518. Find this article online
  18. Muncke J.. 2009. Exposure to endocrine disrupting compounds via the food chain: is packaging a relevant source? Sci Total Environ 407(16):4549–4559. Find this article online
  19. Naidenko O, Leiba N, Sharp R, Houlihan J 2008. Bottled Water Quality Investigation: 10 Major Brands, 38 Pollutants. Available: http://www.ewg.org/reports/bottledwater [accessed 18 November 2009]
  20. National Association for PET Container Resources 2009. 2008 Report on Postconsumer PET Container Recycling Activity. Available: http://www.plasticsrecycling.org/documents/2008PETRateReport.pdf [accessed 18 November 2009]
  21. Nishioka K, Hirahara A, Iwamoto E.. 2002. Determination of antimony in polyethylene terephthalate bottles by graphite furnace atomic absorption spectrometry using microwave sample preparation. Bull Fac Hum Life Environ Sci Hiroshima Women’s Univ 8(1):35–42. Find this article online
  22. Pan G, Hanaoka T, Yoshimura M, Zhang S, Wang P, Tsukino H, et al. 2006. Decreased serum free testosterone in workers exposed to high levels of di-n-butyl phthalate (DBP) and di-2-ethylhexyl phthalate (DEHP): a cross-sectional study in China. Environ Health Perspect 114:1643–1648. Find this article online
  23. Pang K, Kotek R, Tonelli A.. 2006. Review of conventional and novel polymerization processes for polyesters. Prog Polym Sci 31(11):1009–1037. Find this article online
  24. Pennarun PY, Ngono Y, Dole P., Feigenbaum A.. 2004. Functional barriers in PET recycled bottles. Part II. Diffusion of pollutants during processing. J Appl Polymer Science 92(5):2859–2870. Find this article online
  25. Pinto B, Reali D.. 2009. Screening of estrogen-like activity of mineral water stored in PET bottles. Int J Hyg Environ Health 212(2):228–232. Find this article online
  26. Ravindranath K, Mashelkar RA. 1986. Polyethylene terephthalate: I. Chemistry, thermodynamics and transport properties. Chem Eng Sci 41(9):2197–2214. Find this article online
  27. Safa HL. 1999. Sorption-desorption of aromas on multi-use PET bottles. A test procedure. Packag Technol Sci 12(1):37–44. Find this article online
  28. Sathyanarayana S.. 2008. Phthalates and children’s health. Curr Probl Pediatr Adolesc Health Care 38(2):34–49. Find this article online
  29. Schmid P, Kohler M, Meierhofer R, Luzi S, Wegelin M.. 2008. Does the reuse of PET bottles during solar water disinfection pose a health risk due to the migration of plasticisers and other chemicals into the water? Water Res 42(20):5054–5060. Find this article online
  30. Shotyk S, Krachler M.. 2007. Contamination of bottled waters with antimony leaching from polyethylene terephthalate (PET) increases upon storage. Environ Sci Technol 41(5):1560–1563. Find this article online
  31. Surpure JS. 1982. Heat-related illness and the automobile. Ann Emerg Med 11(5):263–265. Find this article online
  32. Swan SS, Main KM, Liu F, Stewart SL, Kruse RL, Calafat AM, et al. 2005. Decrease in anogenital distance among male infants with prenatal phthalate exposure. Environ Health Perspect 113:1056–1061. Find this article online
  33. U.S. Consumer Product Safety Commission 2008. Consumer Product Safety Improvement Act, Section 108: Products Containing Certain Phthalates. Available: http://www.cpsc.gov/ABOUT/Cpsia/faq/108faq.html [accessed 16 November 2009]
  34. U.S. EPA (Environmental Protection Agency) 2006. Washington, DC: U.S. EPA. 2006 Edition of the Drinking Water Standards and Health Advisories. Available: http://www.epa.gov/waterscience/criteria/drinking/dwstandards.pdf [accessed 16 November 2009]
  35. U.S. EPA (Environmental Protection Agency) 2009. Basic Information about Antimony in Drinking Water. Available: http://www.epa.gov/safewater/contaminants/basicinformation/antimony.html [accessed 11 November 2009]
  36. U.S. Food and Drug Administration 2009. Section 177.1630. Polyethylene phthalate polymers. Available: http://www.accessdata.fda.gov/scripts/cdrh/cfdocs/cfCFR/CFRSearch.cfm?fr=177.1630 [accessed 28 February 2010]
  37. Wagner M, Oehlmann J.. 2009. Endocrine disruptors in bottled mineral water: total estrogenic burden and migration from plastic bottles. Environ Sci Pollut Res Int 16(3):278–286. Find this article online
  38. Westerhoff P, Prapaipong P, Shock E, Hillaireau A.. 2008. Antimony leaching from polyethylene terephthalate (PET) plastic used for bottled drinking water. Water Res 42(3):551–556. Find this article online

 Kaynaklar/References:

  1. http://www.mehmetkececi.com/index.php?option=com_content&view=article&id=177
  2. http://ehp03.niehs.nih.gov/article/info%3Adoi%2F10.1289%2Fehp.0901253
  3. http://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150489986697355&set=a.118312112354.103111.568752354&type=1&permPage=1
  4. http://www.youtube.com/watch?v=eqkaIM3ZiDM&list=UUBVkKYfOZkSSTuXFHFCmsMw&index=14

 

 

 

KOSOVA

Derleyen: Mehmet Keçeci

17.02.2008

Kronoloji

17 Şubat 2008 Bağımsız Kosova’nın İlanı.

 

MÖ 3. binyıl

Balkanların en eski halkı olan İllirlerin Balkanlara yerleşmesi.

6–7. yüzyıllar

Slavların Balkanlara göçleri.

1170

Kosova, Ortaçağ Sırp Devleti’nin bir parçası oldu.

28 Haziran 1389

I. Kosova Savaşı.

1444

II. Kosova Savaşı.

1683

II. Viyana Kuşatması başarısızlıkla neticelendi.

1690

30 bini aşkın Sırp ailesi Kosova’dan göç etti, bölgeye Arnavutlar yerleştirildi.

1737

Kosova’dan komsu ülkelere yeni bir Sırp göçü meydana geldi.

1829

Yunanistan, Edirne Anlaşması ile bağımsızlığını kazandı. Sırbistan otonom bölge oldu.

1877

Kosova vilayetinin teşkili.

1877–1878

Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi).

1878

Ayastefanos ve Berlin Anlaşmalarının imzalanması. Sırbistan, Karadağ ve Romanya’nın bağımsızlıklarının tanınması.

20 Haziran 1878

Prizren Birliği’nin kurulması.

28 Kasım 1912

Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti.

1912–1913

I. ve II. Balkan Savaşları.

22 Mart 1913

Londra Sefirler Toplantısı sonucu Arnavutluk’un bağımsızlığı tanındı ve Kosova, Sırbistan’a bağlandı.

1914–1918

I. Dünya Savaşı.

1918

Sırp-Sloven-Hırvat Krallığı’nın kurulması.

1919–20

Versay Barış Konferansı ile Kosova’nın Sırbistan’a bağlanması meşrulaştırıldı.

1929

Sırp-Sloven-Hırvat Krallığı’nda parlamento feshedilerek diktatörlük ilan edildi. Yeni anayasayla devlet Yugoslavya Krallığı’na dönüştürüldü.

1939–1945

II. Dünya Savaşı.

1943–1944

Buyan Konferansı düzenlendi.

Nisan 1945

Kosova, savaş sonrasında yeniden Sırbistan’a bağlandı.

Eylül 1945

Çıkarılan yasayla Kosova-Metohija ili olarak ilan edildi.

29 Kasım 1945

Yugoslavya kuruldu.

1954

Türkiye-Yugoslavya Centilmenlik Anlaşması imzalandı.

Nisan 1963

Kosova’nın özerk statüsü anayasayla en düşük düzeye indirildi.

1966

Yugoslavya Müslümanlarına uzun yıllar devlet terörü uygulayan İçişleri Bakanı Aleksandar Rankoviç, Tito tarafından görevinden alindi.

1968

Kosova’nın statüsünde iyileştirmeler yapıldı. Bölgenin federal yapıya bağlı olduğu belirtildi.

1974

Kosova ve Voyvodina’ya Federasyon’dan ayrılık hakki tanımayan geniş bir özerklik verildi.

4 Mayıs 1980

Tito Slovenya’nın başkenti Ljubljana’daki bir klinikte, 88 yaşında öldü.

1981

Kosova’da Sırp baskıları ardından meydana gelen ayaklanmada 250 kişi hayatını kaybetti.

Aralık 1987

Miloseviç bir iç darbe ile Yugoslavya Komünist Partisi’nin başına geçti.

1989

Miloseviç rejimince özerklikleri ellerinden alınan Kosova ve Voyvodina, sıradan bir Sırp belediyesine dönüştürüldüler.

28 Aralık 1989

Kosova’nın ilk siyasi partisi Kosova Demokratik Ligi (LDK), İbrahim Rugova liderliğinde kuruldu.

2 Temmuz 1990

Kosova’nın bağımsızlığı ilan edildi.

7 Eylül 1990

Kaçınık Anayasası ilan edildi.

Nisan 1992

Bosna-Hersek’te üç buçuk yıl sürecek olan savaş başladı.

27 Nisan 1992

Sırbistan ve Karadağ, yeni (üçüncü) Yugoslavya’yı oluşturdu. Kosovalı Arnavutlara hiçbir hak tanınmadı.

24 Mayıs 1992

İbrahim Rugova Cumhurbaşkanı seçildi.

1993

Kosova Kurtuluş Ordusu’nun kurulusu.

Kasım 1995

Dayton Anlaşması.

28 Şubat 1998

Kosova’da savaş başladı.

15 Ocak 1999

Racak Katliamında 45 Arnavut hunharca katledildi.

5 Şubat 1999

Rambouillet Anlaşması.

28 Ekim 2000

Yerel seçimler yapıldı. Seçimleri Rugova’nin partisi LDK kazandı.

Mayıs 2001

Kosova Anayasa Çerçevesinin imzalanması.

17 Kasım 2001

Parlamento seçimleri yapıldı. Rugova kazandı.

24 Mart 1999

Kosova’da NATO Hava Harekatı başladı.

9 Haziran 1999

NATO Hava Hareketi’nin bitmesiyle Sırp askerleri Kosova’dan çekilmeye başladılar.

1 Nisan 2001

Slobodan Miloseviç, Sırbistan’da yaptığı yolsuzluklar nedeniyle tutuklandı.

Mart 2002

Yugoslavya tarihe karıştı ve daha esnek bir birliktelik öngören Sırbistan-Karadağ Devleti ilan edildi.

Mart 2004

Mitrovitsa olaylarında 31 kişi hayatını kaybederken 500’den fazla insan yaralandı. Olaylar Belgrad, Nis ve Novi Sad’a kadar sıçradı.

23 Ekim 2004

Parlamento seçimleri yapıldı.

Mart 2005

Kosova Başbakanı Ramus Haradinay Savaş Suçları Mahkemesi’nce tutuklandı. Yeni Başbakan Bayram Kosumi oldu.

24 Ekim 2005

Kosova’nın statüsü konulu müzakerelerin başlaması gerektiği yönündeki BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın teklifinin BMGK tarafından kabul edilmesiyle statü görüşmeleri resmen başlamış oldu. Müzakerelerin yöneticiliği eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari verildi.

17 Kasım 2005

Kosova parlamentosun bağımsızlıkla ilgili bir karar tasarısını onayladı. Aslında istenen Arnavutların tam bağımsızlığının ilanıydı. Fakat uluslararası toplumun baskıları açıklamanın şeklini değiştirdi. [1]

KİMLİK BİLGİLERİ

Başkent

Priştina (500.000)

Nüfus

2.300.000

Yüzölçümü

10.861 km2

Komşuları

Sırbistan-Karadağ Devleti (Sancak bölgesi), Arnavutluk ve Makedonya

Konumu

Sırbistan ile Karadağ arasında yer almaktadır.

Şehirleri

Prizren, Cakova, Ferizay, İpek, Gilan ve Mitrovitsa

Din

İslam, Hristiyanlık (Katolik, Ortodoks)

Dil

Arnavutça, Sırpça, Boşnakça ve Türkçe

Etnik Durum

Arnavutlar (% 90), Sırp-Karadağlı (% 4) ve Boşnak, Türk, Çingene, Mısırlı (% 6)

Para Birimi

Euro

Dağları

Sharri (Şar), Bjeshket, Nemuna ve Kapaonik

Nehirleri

İbar, Beyaz Drina, Lepenci, Sitnitza ve Binca Morava

Gölleri

Gazivode, Batllava ve Badovc [2]

KOSOVA’NIN TARİHİ

Bağımsızlığını ilan eden Kosova, yaklaşık 500 yıl boyunca Osmanlı yönetiminde kaldı.

Osmanlı İmparatorluğu’nca 1375 yılında fethedilen Kosova’ya yerleşen Türkler, 1877-78 harbinden sonra Osmanlı’nın etkinliğinin azalmasıyla azınlık durumuna düşmeye başladı. Balkan savaşları sonucu (1912-1913) elden çıkan bölgedeki Türkler, krallık (1918) ve komünist Yugoslavya (1945) döneminde üç büyük göç ve katliama uğradı. 1930 yıllarında kamulaştırma reformu altında Türklerin elinden araziler zorla alınarak Sırplara verildi ve Türkler göçe zorlandı. İkincisi ise 1956-60 yılları arasında Türklerden silah toplama kampanyası adı altında büyük eziyet başladı ve bunun sonucu olarak ikinci kez göç yaşandı.

Sırpların bu iki baskısından sonra, 1968-1990 yılları arasında da Türkler, Arnavutların asimilasyon politikasına maruz kaldı. Bütün bunlara rağmen Kosova’da kalan resmi istatistiklere göre 12 bin, gerçekte 20-25 bin Türk, oradaki Türk kültürünü yaşatmayı başardı.

Bir söylenceye göre, 1. Kosova Savaşı (1389) sonrasında savaşta ölen Türk askerlerin kanının bir göl gibi toplanması sonucunda, Ay ve Yıldız’ın bu göl üzerinde yansımasıyla oluştuğu kabul ediliyor.

Tarih kitaplarına göre Osmanlılar, 1389’da Sırplara ve Avrupalı müttefiklerine karşı kazandıkları meşhur Kosova savaşandan sonra bölgeye tamamıyla hâkim oldu ve Kosova vilayeti 1877 yılında teşkil edildi. Halil Rıfat Paşa bölgenin ilk valisi tayin edildi.

Vilayetin merkez sancağı 1879-1893 tarihleri arasında Priştine, 1893 tarihinde itibaren ise Üsküp Şehri oldu. Kosova Vilayeti’nin nüfusu 1893 tarihi itibariyle 847 bin 419’du. Bunun 507 bin 80’i Müslüman, 340 bin 339’ı Hristiyan’dı. Vilayet 1896 yılında 6 sancağa ayrıldı. Bunlar; Üsküp (Merkez) Priştine, Prizren, İpek, Yenipazar ve Taşlıca sancaklaraydı. Vilayette Türk, Arnavut, Boşnak gibi Müslüman unsurlar ve Bulgar, Makedon, Sırp, Rum, Ulah gibi Hristiyan birçok etnik unsur bir arada yaşadı.

Berlin konferansında (1878) Kosova’nın büyük bir kısmı Sırbistan ve Karadağ’a havale edildi. Bu karar, konferanstan önce başlamış olan etnik temizlik hareketini hızlandırdı. Nis, Leskovça ve Topluca gibi Şehirlerin nüfusu Türkiye’ye göç etmeye zorlandı. 22 Mart 1913 yapılan Londra Sefirler Toplantıysa sonucu Arnavutluk’un bağımsızlığı tanınırken Kosova, Sırbistan’a bağlandı.1919-1920 Versay Barış Konferansı ile Kosova’nın Sırbistan’a bağlanması meşrulaştırıldı.

-TITO YUGOSLAVYASI’NDA KOSOVA-

İkinci Dünya Savaşı sarasında İtalya’nın Almanya’ya teslim olması üzerine Tito tarafından kurulan meclisçe Yugoslavya 1945 yılında ilan edildi ve monarşi yıkıldı. Bu olaydan sonra Kosova, Yugoslavya’ya bağlı bir eyalet statüsüne geçti.

Kurulan yeni Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti’nde yönetimin uyguladığı baskı politikası sonucu yine Müslüman topluluğunun Türkiye’ye göçü devam etti.

Özellikle, Kosova Türklerinin göçü, Sırp yönetimin 1953 yılında silah toplama eylemi sarasında yoğunluk kazandı. O dönemde, Tito Yugoslavyası’nın ikinci adamı konumundaki Aleksandar Rankoviç’in altı cumhuriyet ve iki özerk bölgeden oluşan Yugoslavya’nın Müslüman toplumların yaşadıkları bölgeler olan Bosna-Hersek, Makedonya, Kosova, Karadağ ve Sancak’ta baskıların artması nedeniyle, Türkiye’ye Türk, Boşnak ve Arnavutların göçü daha da hızlandı.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda kurulan Tito Yugoslavyası’nda da Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türklerin en yoğun yaşadıkları bölgelerde, Kosova ve Batı Makedonya’da (Kalkandelen, Gostivar, Debre) varlıkları kabul edilmedi. Türklerin yoğun ısrarı üzere dönemin Yugoslavya Komünist Partisi, 8 yıllık bir aradan sonra 1951 yılının ilkbaharında Kosova’da da Türklerin varlığını tanıma kararı aldı.

Türklerin resmen tanındığı 1951 yılı, Kosova Türkleri için bir dönüşüm yılı oldu. En önemli merkezlerde anaokullar, ilkokullar, Türk kültür-sanat dernekleri açıldı. Priştine Radyosu’nda Türkçe yayınlar başladı. Kosova’da ancak 300-400 kadar Türk var derken, 1953 yılında yapılan nüfus sayımında Türklerin sayısı 34 bin civarında belirlendi.

Yugoslavya Anayasası’nda değişiklikler yapılarak hazırlanan yeni 1974 Kosova Anayasası’na göre Kosova’da Arnavutça ve Sırpçanın yanı sıra Türklerin yaşadıkları yerlerde Türkçe de resmi dil oldu. Bu anayasal değişiklikler Kosova’nın Sırbistan kontrolünden kurtulması da demekti. 1975 yılında Priştine Üniversitesi kuruldu. Arnavutça ve Sırpça öğretimin yapıldığı üniversite Arnavutların yükseköğrenimi için son derece önemliydi. Zamanla, eğitimli genç Arnavutlar yavaş yavaş yönetimi ele geçiriyordu.

Slobodan Miloseviç yönetimindeki Yugoslavya’da 1989 yılında, 1974 Federal Anayasası’nın güvence altına aldığı Kosova’nın özerklik hakkini iptal etti. Özerkliği alınan Kosova sıradan bir Sırp belediyesine dönüştürüldü. 1990 yılında Yugoslavya’da çok partili düzene geçildi ve ilk seçimler yapıldı. Arnavutlar, seçimleri boykot ederek 2 Temmuz 1990 günü Kaçanik’te Kosova Cumhuriyeti, 7 Eylül 1990 günü de Kaçanik Anayasası’nı ilan ettiler. 1991’de yapılan referandumda halkın yüzde 99,87’si bağımsızlık için oy kullandı ve tek taraflı Kosova’nın bağımsızlığı ilan edildi.

Sırp rejiminin bütün baskılarına rağmen 1992’de Arnavutlar Kosova’da genel seçim düzenledi. Bunun neticesinde Kosova Cumhuriyeti parlamentosu oluştu ve İbrahim Rugova Kosova Cumhuriyeti’nin ilk başkanı seçildi. Kosova’nın bağımsızlığını Arnavutluk tanıdı, Bosna, Hırvatistan ve Slovenya destekledi.

-KOSOVA KURTULUŞ ORDUSU-

Aslında Arnavutların Slavlara karşı direnişi Osmanlıların Balkanlar’dan çıkışıyla birlikte başladı. Bu direniş Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında da devam etti.

Gerçek anlamıyla bir özerklik olmasa da komünizmin döneminde Arnavutlara verilen özerkliğin 1989’da Miloseviç rejimi tarafından geri alınmasıyla, Kosova halkına daha önce görülmedik siyasi baskı ve Şiddet arttı ve buna direniş güçlendi.

Bütün bu baskılar sonucunda Arnavutlar Sırplara karşı askeri bir örgüt kurdu. 1993’te Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) tam bir gizlilik içinde kuruldu. UÇK ilk faaliyetini gazetelere verdiği sert açıklamalarla başlattı ve Sırp polis merkezlerine bombalı saldırılar düzenlemeye başladı.

Kosova’daki gerçek durumu gözetlemek amacıyla, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGIT) Gözetleme Misyonu 1998 yılında Kosova’da göreve başladı. Reçak’ta 15 Ocak 1999 tarihinde bir grup Arnavut sivilin Sırp güvenlik güçlerince katledilmesi, Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi tarafından soykırım olarak değerlendirilerek, dünya kamuoyunun Miloseviç rejimine son verilmesi, Kosova halkının kurtarılması yönünde ciddi adım atmasını sağladı.

Fransa’daki Rambouilet Konferansı’nda 5 Şubat 1999’da Sırp ve Arnavut heyetleri arasında anlaşma sağlanamaması sonucu, barışçıl yollar tükendi ve Miloseviç rejimine karşı sıra askeri güç kullanılmasına geldi.

Bu arada, Şiddet eylemleri arttı, Sırp güvenlik güçleri Arnavutlarla birlikte Türk ve Boşnakları da Kosova’dan sürmeye başladı ve yaklaşık 700 bin kişi Kosova’dan kovuldu. Uluslararası topluluğun Miloseviç rejimiyle bir türlü anlaşma sağlayamaması sonucu, BM Güvenlik Konseyinin çıkardığı 1244 sayılı karara dayanarak 24 Mart 1999 günü NATO güçlerinin Sırbistan üzerine hava harekâtı başladı. 78 günlük hava harekâtının sonunda Kumanova’da imzalanan Askeri Teknik İşbirliği Anlaşması ile Sırp güvenlik güçleri Kosova’dan geri çekildi, 10 Haziran 1999 günü NATO güçleri Kosova’ya girdi. Çok kısa bir sure içinde, Kosovalıların büyük bir bölümü evlerine geri dönebildi.

Balkanlar’da Sırbistan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk devletlerine sınırı olan Kosova, Haziran 1999’dan bu yana Birleşmiş Milletler tarafından yönetiliyor. İlk yerel seçimler 2000 yılında yapılırken, Şimdiye kadar üç yerel ve parlamento seçimi yapıldı.

Son seçimleri eski UÇK komutanlarından Haşim Taçi’nin liderliğindeki Kosova Demokrasi Partisi (PDK) kazanarak, Kosova Demokratik Birliği (LDK) ve Kosova Demokratik Türk Partisi’nin de ortak olduğu koalisyon hükümeti kuruldu.

Baş müzakereci Marti Ahtisaari’nin yönetiminde tam bir yıl süren Belgrad ve Priştine arasında Kosova’nın nihai statüsüyle ilgili müzakerelerde uzlaşma sağlanamadı. Ahtisaari’nin Kosova’ya koşullu bağımsızlık öneren planı, BM Güvenlik Konseyinde Rusya tarafından veto edilince, Temas Grubu tarafında bir yıllık yeni bir müzakere dönemi başladı. Geçen yılın sonunda Temas Grubu da BM Güvenlik Konseyine taraflar arasında uzlaşma yönünde ilerleme sağlanamadığını bildirerek Ahtisaari’nin önerisine destek sundu.

Kosova, 17 Şubat 2008 günü bağımsızlığını ilan etmekle dünyanın en yeni bağımsız ülkesi sıfatını, yine Sırbistan’dan ayrılan Karadağ’dan almış oldu.

Bölgede, 2005 istatistiklerine göre, 2,1 milyonluk nüfusun yüzde 81,6’sı Arnavutlardan oluşuyor. Sırp nüfusunun oranı yüzde 9,9 olurken, kalan bölümü Türkler ve Boşnaklar gibi değişik etnik gruplardan meydana geliyor. Dini yapısına gelince, bölgedeki nüfusun yüzde 91’i Müslüman, yüzde 9’u Hristiyanlardan oluşuyor.

Kosova’da 2006 yılının sonunda çıkarılan resmi diller yasasında Arnavutça, Sırpça ve İngilizce resmi diller olarak kabul edildi. Türklerin zorlamasıyla geçen yıl içinde Priştine, Prizren, Mitroviça ve Gilan belediyeleri Türkçeyi resmi diller arasına aldı. [3]

“Kosovo is a republic — an independent, democratic and sovereign state,” [4]

Kaynaklar/References:

  1. http://kosova.ihh.org.tr/kronoloji.html
  2. http://kosova.ihh.org.tr/kimlikbilgileri.html
  3. http://www.milliyet.com.tr/2008/02/17/son/sondun16.asp
  4. http://www.independent.co.uk/news/world/europe/kosovo-makes-historic-declaration-of-independence-from-serbia-783495.html

İlk Yayın Linki: http://www.hiperteknoloji.org/index.php?option=com_content&task =view&id=335&Itemid=602

Atıflar:

  1. acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/5494/6153.pdf‎  

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ (SOSYAL ANTROPOLOJİ) ANABİLİM DALI
‘SAVAŞ ORTAMINDA SUÇLARIN SOSYAL VE ANTROPOLOJİK AÇIDAN İNCELENMESİ’
Doktora Tezi
Veysel KUNT
Ankara-2010

Sayfa: 33

Saniyelerin Durduğu Ân

When the Stop of the Second

 

Saniyelerin

Saniyelerin Durduğu Ân

 

Şafakların bitmediği

Dünyânın dönmediği

Güneşin batmadığı

Saniyelerin durduğu ân.

 

Ufukta bir umut belirtisi

Sudaki yağda ışıldayan güneş ışınları

Pervâneleri geçen bir kelebek gibi

Saniyelerin durduğu ân.

 

Zülkarney’den pi’ye

Hz. Nûh’dan denizcilere

Bir karıncadan simetriye

Saniyelerin durduğu ân.

 

Simetrî (Mehmet Keçeci),

12.2004, İskenderun/Hatay.