Çocuk Eğitimine Giriş Dizisi I

Çocuk Eğitimine Giriş Dizisi I

Türkiye’de Özel Eğitim ve Özel Eğitim Kurumları

Introduction to Children’s Education Series I

Mehmet Keçeci

05.06.2007

Bu konuya girmeden önce aslında çocukların anaokuluna geldiğinde birçok şeyin bitmiş olduğunu görüyoruz. Bundan sonra ki dönemler sadece bilgi yüklemde dönemi olarak adlandırsak fazlaca yanılmamış oluruz. Tabi ki her yaşta değişen, kendine gelen, insanlar mevcuttur. Eğitimin de en önemli işi eğitilenleri kendine getirmektir. Gerisi zaten kendiliğinden gelmektedir.

Şunu unutmayın ki eğitimin en önemli yaşı 0-3, 4-5, 6-7 yaş arasıdır.

Bu eğitimde en önemli faktörü anne ve baba oynamaktadır. Şunu da unutmamak gerekir ki çocukların çoğu genetik veya davranış kopyalamadan dolayı huyları ailesine benzemektedir.

Ör: Bazen sorunlu bir öğrenci geldiğinde ailesiyle konuşulduğunda ailesinin o sorundan hiç mi hiç rahatsız olmadığı görülmüş araştırma biraz daha ilerletildiğinde aynı sorunun ailede de olduğu görülmüştür.

Çocuk: Ben annemin (babamın) çocukluğuna benziyormuşum!

Çocukta kendini gören ebeveyn sorunu kesin olarak algılamakta zorlanabilir.

Çocuğun eğitiminden önce velilerin eğitimi önemlidir maalesef Türkiye’de böyle bir eğitim kurumsallaşamamıştır.

Eğitimin anne karnında hatta ve hatta evlilik öncesinde başlayan bir süreç olduğunu söyleyen birçok eğitimci ve düşünür vardır.

Kısaca özetlersek:

  1. Evlilik öncesi eğitim
  2. Enlilik sürecindeki eğitim
  3. Hamilelik sürecindeki eğitim
  4. 0-2 yaş arası eğitim
  5. 2-4 yaş arası eğitim
  6. 4-6 yaş arası eğitim
  7. 6-11 yaş arası eğitim
  8. 11-14 yaş arası eğitim
  9. 17-18 yaş arası eğitim
  10. 18-25 yaş arası eğitim
  11. 25-40 yaş arası eğitim
  12. 40-70 yaş eğitim
  13. 70 yaş ve sonrası eğitim

Bu makaleyi her dönem için incelemeye çalışacağız.

0-4 yaş arasında ki tüm eğitimden aile sorumlu olduğundan aslında çocuğun ileriki yaşamı ile ilgili temelleri de kendileri atmış olmaktadır.

İlginç bir sonuçta denekler üzerine yapılan bir ankette annelerin çocuklarıyla ilgilenmeleri onların en mutlu anları olmadığını göstermesi hatta mutluluk sıralamasında 7. sırayı alması. Bu noktada bilinçli bir anneliğin şart olduğunu göstermektedir.

Ailelerin yaptığı iki hata ise

1. Çocukları ailenin merkezine koymaları

2. Çocuklarıyla doğru dürüst ilgilenmemeleri

Bu 2 durumda istenilmeyen sonuçtur. Merkeze aile konulup annenin, babanın ve çocuğun eğitimi bu çerçevede yapılması gerekiyor.

Rehberlik veya psikoloğa götürülen ve hiperaktif olarak tanımlanan çocukların birçoğunun disiplin, kültür, davranış sorunu olduğu birçok uzmanın beyanıdır burada ailenin çocuğu yetiştirme tarzı çok önemlidir. Ortalama olarak her sınıfta 1 veya 2 öğrencide görülür. Sebebinin nörolojik mi olduğu yoksa diğer sebeplere mi dayandığı uzmanına götürülerek araştırılması gerekir. Bu çocuklar bizim çocuklarımızdır ve hayatlarını normal olarak sürdürebilmeleri için dikkatli bir süreçten geçirilmeleri gerekir.

Ne yazık ki bu tür çocukların birçoğu 6 yaşa gelinceye kadar aile içinde veya anaokullarında fark edilemiyorlar veya aileler geri dönüşümleri göz ardı ediyorlar. Fakat 1. sınıfa başlayan her çocuk artık bir öğretmen ve rehberlik tarafından takip edildiğinden bu surunlar realite olmaya başlıyor. Bir kısmı eğitim sürecinde kendiliğinden düzelirken bir kısmı ise belirli merkezlere sevk ediliyorlar.

İşte burada özel okulların önemi ortaya çıkmaya başlıyor.

Öğrenci-Öğretmen-Rehberlik-Veli-Okul Sistemi

Beşlisi iyi işlemesi sonucu birçok sorun doğal sürecinde hallediliyor artı iyi bir eğitim ve kültür sürecinden geçerek ileriye daha güvenle bakan bir nesil ortaya çıkıyor.

Tabiî ki bu beşlinin nasıl işleyeceği, kimler tarafından nasıl olacağı ve kendi içindeki sorunlar apayrı ve devasa sorunlar yumağıdır.

Bu konuya girmeden bazı soruları gündeme getirelim.

  1. Kaç öğrenciye bir öğretmen düşmesi gerekir
  2. Kaç öğrenciye bir rehberlik görevlisi düşmesi gerekir
  3. Kaç öğrenciye bir doktor düşmesi gerekir
  4. Bir sınıfta en az ve en çok öğrenci olmalıdır
  5. Okulun donanımı nasıl olmalıdır
  6. Okulun çevre etkenleri ne olmalıdır
  7. Okulda çalışan öğretmen, personel ve öğrencinin okul ve yönetiminden memnuniyet derecesi, sosyal haklarının gözetilip gözetilmediği eğitimi nasıl etkiler
  8. Eğitimin felsefi metotları
  9. Eğitimin pedagojisi
  10. Türkiye’de özel okul gerçeği birbirine benzerlikleri farkları öğrenci yetiştirme tarzları, dünyada ki modeller nelerdir
  11. M.E.B., Y.Ö.K. gerçeği eğitimi nasıl etkiliyor
  12. Sınav tarzı (OKS-ÖSS) ve öğrenci psikolojisi
  13. Psikolojik tedavi süreçleri ve sonuçlar
  14. Nörolojik sorunların tespiti ve tedavi imkânları
  15. Özel yeteneklerin tespiti ve geliştirilmesi

Bu liste uzayıp gitmektedir ve bir noktadan sonrada içinden çıkılmaz hale gelmektedir fakat her öğrenci bu süreçleri bir şekilde geçip hayata hazırlanmaktadır. Bunu için eğitim kadrosu, çocuğunuza örnek olacak insanlar çok önemlidir.

0-2 Yaş ve Beyin

Doğumdan dil öğrenmeye kadar geçen dönemde (0-2 yaş arasında) beyin olağanüstü bir gelişme gösterir.

Anne ve babalar çoğu kez bebeğin ilk üç aylık döneminde beslenme ve uyumaktan başka bir şey yapmadıklarını düşünürler. Bunun sebebi zekânın ve duygunun gelişimini izlemeye olanak veren konuşmanın bu döneme eşlik etmemesidir. Bebek bir yaşına geldiğinde beyin tüm gelişiminin %70”ini tamamlamaktadır.

Öğrenmek çocuklar için biyolojik bir ihtiyaçtır. Çocuk etrafındaki dünyaya duyuları ile anlam verir. Bakarak, dinleyerek, dokunarak, koklayarak çevresi ve insanlarla ilişki kurmaya başlar. Tüm bunların yanı sıra kendini besleme konusunda son derece yararlı emme refleksini de beraberinde getirir. 2 yaşına kadar mutlaka çocuk emzirilmesi gerekir. Süt emmeyen çocukların bazen geri getirilemeyecek sonuçlarla karşılaşılabilirler.

0-3 Yaş ve Beyin

Bebekler trilyonlarca beyin hücresi ile doğar. Çocuk dünyaya gelişinin ilk üç yılında olağanüstü bir gelişme sergiler. Bebekler bağlantı için hazır konumda olan yaklaşık 100 milyar sinir hücresi ile doğarlar. İnsan yaşamının ilk yıllarında, beynin kabuk bölgesinin her cm2 sinde saniyede 30,000 bağlantı oluşur. Beynin kabuk bölgesi çocukların doğuştan getirdikleri muhteşem bir yapıdır.

Çocuk beyni gelişmeye en yatkın beyindir.

Her bir sinir hücresi diğer sinir hücreleriyle oluşturduğu kavşaklar yolu ile ilişki kurar. Bu sini hücresi kavşaklarına sinaps adı verilir.

Sinapslar öğrenmenin temelini oluşturur.

Her bir sinir hücresi ortalama 120 bin dolayında sinapstan oluşturur.

Beynin beslenmesi için oksijen ve şeker dışında başka beslenme kaynaklarına da ihtiyacı vardır. Bu kaynaklar bebeğin bedeninin dışında, yakın çevresinden gelen 5 duyu organı kanalı ile bilgi ve deneyim sunan ses (kulak), ışık (göz), koku (burun), tat (dil ve ağız) ile (deri) dokunuştur. Bunların uygun zamanda ve yeterli düzeyde olması halinde beyin/zekâ gelişimini mükemmel bir şekilde oluşumuna etki edeceklerdir.

Doğumdan üç yaşına kadar bu hücreler arasında bağlantılar oluşur. 3 yaşına kadar kullanılmayan beyin hücreleri ölür.
Çocuklarımızın iyi bir geleceğe sahip olması için;

  1. Çocuğumuza farklı şeyler, farklı oyunlar, farklı ortam ve çevreler ve devamlı belli aralıklarla değişen faaliyetlerde bulunmamız gerekir.
  2. Beyni olumsuz yönde etkileyecek ilaçlardan kaçınmalıyız. Farklı besin maddeleri ile beslemeye dikkat ediniz. 2 yaşına kadar mutlaka emdiriniz.
  3. Farklı insanlarla tanıştırmalıyız. Bu yaşa kadar sadece anne ve babayı tanıması iyi olmaz. Babaanne, anneanne, dede, hala, teyze, dayı, amca ve yakın çevreyi tanıtmalıyız. Onlarla diyaloga girmeliler ve her birinden farklı şeyler öğrenmelidir.
  4. Bundan sonra yaptığımız sadece 3 yaşından sonra elimizde kalanlar için çaba sarf etmektir.

Artık her yerde, 3 yaşında rahatlıkla okuyup yazabilen, bilgisayar kullanabilen, 6 yaşına gelmeden iyi bir bağlama çalan, gitarist ve piyanist olan akıllı çocuklar görmeye alıştık… Ama bunlar, kesinlikle birer minik dahi sayılamaz. Yalnızca, 100 milyar beyin hücresinin birbiriyle iletişimini zamanında güçlendirebilen çocuklar… Doyumsuz bir merakla, sürekli yeni uyarıcılar arıyorlar ve zaman zaman yetişkinleri şaşkınlığa düşüren marifetler sergiliyorlar.

Uzmanlar, hemen her çocuğun, en az bir konuda kesinlikle yetenekli olduğu görüşünü paylaşıyorlar.

Özel yetenekler, genellikle genetik kaynaklı; ama gelişebilmesi için “kas” gibi sürekli çalıştırılması gerekiyor. Günümüzde, spor, müzik ve mantıksal düşünme gibi bilinen yeteneklerin yanı sıra, sosyal zekâ da giderek önem kazanıyor. Uzmanlar artık zekâyı sadece IQ testinden çıkan sonuçlar olarak görmüyorlar ve günümüzde bunun sayısını 9”a çıkarmış durumdalar.

1. Çocuğum hangi konularda başarılı olabilir?

2. Güçlü yönlerini nasıl keşfedebilir ve destekleyebilirim?

3. Eğitim planlamasını anaokulundan itibaren mi yapmalıyız, yoksa okula başlamasını beklemek mi gerekiyor?

4. Okul ve katıldığı kurslardan zevk alıyor mu?

Aşırı Yüklenme

  1. Sinirlilik
  2. Yoğunlaşma ve konsantrasyon zayıflığı
  3. Uyuma sorunları ve yatağını ıslatma gibi bazı psikosomatik rahatsızlıklara yol açabiliyor.

Psikologlar, en ideal desteğin, çocuğun özgürce seçeceği bir alanda yoğunlaşmasına yardım etmek olduğunu vurguluyorlar. Ayrıca, çocuğun kişilik gelişimini kendisinin yönlendirmesinin, hem özgüveni geliştireceğini hem de yaşam sevincini artıracağını söylüyorlar. Zorla sunulan seçenekler öğrenme isteğini yok edebiliyor. Çoğu zaman, çocuk “hayır” diyecek gücü kendinde bulamayacağı için, ana babanın çok iyi bir gözlemci olması gerekiyor.

Bir kurstan başarı sağlamadığında ani bir şekilde farklı bir dala kaydettirmenin de uzmanlarca çocuklara olumsuz etki olduğu kanısındadırlar.

Futbol olmadı Gitar, Gitar olmadı Halk Oyunları, olmadı yerine çocuğum en iyi hangisini yapabilir sorusuna iyi cevap vermek gerekir.

Okul öncesi dönemde, bazı çocuk kelime çözümlemekten, puzzle’dan, yap-boz’dan, resimden zevk alırken, bazısı da okumayı ve müziği tercih ediyor. Uzmanlar, ailedeki “bilgi içinde boğulur mu?” korkusunun da yersiz olduğunu söylüyorlar. Çünkü çocuk beyninin bilgiyi işleme sistemi, ancak o an kullanabileceği kadar bilgiyi kabul ediyor.

Benim öğrencilerimden bazıları zekâ oyunlarında 1. sınıf öğrencilerin liseli öğrencilerden daha iyi olduğu gözlenmiştir. Buda ilgi ve doğal yetenek ile oluşan sonuçtur.

Beynin, genetik olarak belirlenen ve çevresel uyarılara bağlı olarak şekillenen bu gelişimi, güçlü bir ayıklanma sürecini de beraberinde getiriyor. Sinir hücreleri arasında fazladan oluşturulan bağlar, belirli bir zaman dilimi içinde kullanılmadığı takdirde köreliyor. Buna karşın, duyumsal uyarılarla harekete geçirilen sinir hücreleri, çok sayıda ve daha kalıcı bağlar oluşturuyor. Başka sinir hücrelerinin uzantılarını kendine çekerek yeni bağlar kurmaya çalışan hücrelere, bu karmaşık süreçte çok sayıda kimyasal madde yardımcı oluyor. Sinir hücresi, doğru hedef hücreye ulaşırsa hayatta kalabiliyor.

Özel zaman pencerelerinde nöronlar, inanılmaz sayıda devreler meydana getiriyor. Beyin hücreleri arasındaki iletişim her geçen gün mükemmelleşiyor. Her bir sinir hücresi, yaklaşık 15.000 (genellikle çok uzaklardaki) hücreye çeşitli uyarılar gönderiyor. Bu sürecin sonunda, 100 milyar bağlantı noktasından oluşan, evrenin en karmaşık ağı (network) ortaya çıkıyor.

Öğrenme sürecinin başlayabilmesi için, duyumsal uyarıların beyni beslemesi gerekiyor.

Bir anne bebeğine gülümsediğinde, bebeğin gözündeki ağtabakadan (retina) beyindeki görsel kabuğa (korteks) anında bir bilgi yolu oluşuyor.

Bir baba bebeğini uyutmak için yumuşak bir sesle ninni söylediği zaman, kulaktan beynin şakak loblarındaki duyma kabuğuna doğru enine bilgi ağları oluşuyor.

Kollarda sallayarak verilen avuntu, bebeğin beynindeki duygusal merkezi olgunlaştırıyor.

Görme eylemini bile öğrenmek zorunda olduğumuz gerçeğini, Nobel ödüllü araştırmacılar Torsten Wiesel ile David Hubel, 70”li yıllarda ortaya çıkarmışlardı. Yaptıkları deneyde, bir gözü bir süre kapalı tutulan yavru kedinin bu gözü, daha sonra da kör kalmıştı. Oysaki bu göz ilke olarak sağlıklıydı. Deneyden şu sonuç çıkıyordu:

Görsel uyarılar, görme kabuğunu çevresel koşullara göre yapılandırıyordu. Çevresi yalnızca dikey siyah-beyaz çizgilerle kaplı bir ortamda yetişen kediler, gelecekte normal bir ortamda ancak dikey çizgileri seçebiliyorlardı.

Beynin görme sistemine ait özel bir zaman penceresinin bulunduğu, daha sonra insanda da kanıtlandı.

Bu kritik dönem, bebeğin doğumdan sonraki 4. ve 8. ayları arasına rastlıyor. Bebek, o dönemde çevrelerini algılamayı öğreniyor. Göz merceğinde sorun olduğu için bulanık gören ve ancak 2 yaşından sonra ameliyat olan bebekler, göz sağlığına kavuşsa ve kusursuz işlese de kör kalmışlardı.

Çünkü beyin ile göz arasındaki sinirsel bağların oluştuğu zaman penceresi artık kapanmıştı.

Nöroloji uzmanları, zaman penceresi teorisinin, yani özel öğrenme süreçlerinin, başka yetenekler için de geçerli olduğunu düşünüyorlar.

Boston”daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü”nde “kavrama” konusunda çalışmalar yapan Steven Pinker, “Konuşma İçgüdüsü” adlı kitabında “Konuşma doğanın (Yaratıcının) bir mucizesi” diyor.

Ayrıca insanların konuşmayı, örümceklerin ağ örmeyi öğrendikleri gibi öğrendiklerini belirtiyor: Daha doğmadan önce, ailelerinin seslerini dinliyorlar; sonra bu sesleri taklit ediyorlar ve bilinçsiz bir şekilde anadilin bütün yazım kurallarına hâkim oluyorlar.

Beynin konuşma merkezi, çevreden sunulan uyarı motiflerine her geçen gün biraz daha uyum sağlıyor.

Washington Üniversitesi”nden araştırmacı Patricia Kuhl, çocukların anadillerinde anlamı olmayan sesleri algılamayı 12 aylıkken bıraktıklarını belirtiyor.

Beyin, akustik girdiler doğrultusunda bir dile karar veriyor. Ortalama olarak 1 yaşından sonra, çıkarılan gelişigüzel seslerin yerini gelecekteki anadilin sesleri ve ritmi alıyor.

Küçük yaşlarda bir müzik aleti çalmaya başlayanlar, ileride yakalayamayacakları bir öğrenme kolaylığı üstünlüğüne sahipler.

Tübingen Üniversitesi müzik psikolojisi uzmanı Gudrun Schwarzer, çocuğun notaları okula başladığı dönemlerde öğrenmesi gerektiğini savunuyor. Çünkü çocuk, bu dönemlerde oyunmuş gibi simgelere hâkim olabiliyor. Tonlar, armoniler ve şarkılar, beyni genel olarak da çalıştırıyor.

Irvine”deki California Üniversitesi”nde yapılan bir araştırmada, 3 yaşında piyano dersi alan ve her gün koroyla birlikte şarkı söyleyen çocukların, sekiz ay sonra öteki normal çocuklara göre yapboz oyunlarını çok daha başarılı şekilde çözebildikleri görülmüş. Geometrik şekiller çizmeyi ve matematik problemlerini çözmeyi daha çabuk öğrendikleri saptanmış.

12 yaşından önce bir müzik aletini çalmayı öğrenenlerin, büyük beyin kabuğunda karakteristik değişimler belirlemişlerdi: Kas, deri ve eklemlerden gelen uyarıların yorumlandığı beyin bölgesinde, el parmaklarının hareketinden sorumlu sinir hücrelerinin sayısında, daha sonraki yaşlarda öğrenenlere oranla belirgin bir fazlalık saptamışlardı. Bu nedenle, çocukluğunda bu çalgı aletleriyle tanışanlar, uzun aralardan sonra bile oldukça iyi çalabiliyorlardı.

Motor hareketlerden sorumlu sinir ağlarının oluşumu, anne karnındaki 7. haftadan itibaren başlıyor. Ama nöronal matriks, çevresel uyarıların etkisiyle, ancak 2. yaşın sonuna doğru sağlamlaşıyor. Bu yaştan sonra beyin, çayırların üstünde takla atmak ya da duvar üstünde dengeyi sağlamak gibi zor hareketlerin akışını denetleyebiliyor. Muhallebi dolu bir kaşığı ağza götürmek ya da oyun tahtalarını üst üste dizmek gibi özel hedefe yönelik hareketlerden motorsal beyin kabuğu sorumlu.

Bir hastalık ya da engel nedeniyle 4 yaşına kadar motor hareketlerden sorumlu sinir ağlarını oluşturamayan çocukların, gelecekte bunu telafi etmesi mümkün olmuyor. Böyle bir çocuk, kıvrak ve güvenli bir şekilde hareket etmeyi asla öğrenemiyor.

Duygusal yaşamımızdan sorumlu sinirsel ağların ise, anne karnındayken oluştuğu düşünülüyor. Duygularımızı denetleyen beyin bölgesi de işitme, görme, motor hareketler ya da bellekten sorumlu beyin kabuğu gibi, deneyimlere dayalı bir olgunlaşma sürecine tabi.

Her okşama ve teselli, ama öte yandan da soğuk tavır ve dışlama hareketi, çevresel sistemdeki söz konusu bağları iyice yoğunlaştırıyor. Çok farklı yapılardan oluşan beynin bu bölümü, korku, sevinç, kızgınlık ve mutluluk gibi duyguların hissedilmesini sağlıyor.

Alnın arkasında, kafatasının içinde yer alan prefrontal kabuk, duygularımızın düzenlendiği ve denetlendiği duygusal belleği barındırıyor. Özellikle bu bölge, doğumdan sonraki 6. ile 20. aylar arasında belirgin bir etkinliğe sahip.

Amerikalı çocuk doktoru Harry Chugani, bu görüşü, tomografi cihazıyla elde ettiği görüntülerle doğrulamayı başardı. Bebek, bu gelişim sürecinde kendisini yetiştiren kişiye karşı güçlü bir duygusal bağ oluşturuyor. Çevresel sistemdeki gelişim, çocuğun stres durumunda rahat mı, saldırgan mı, yoksa hayal kırıklığıyla mı hareket edeceğini belirliyor.

Çocuklukta yaşanan travmatik deneyimler ya da duygusal baskılar, bu bölgede bir tür biyokimyasal yara bırakıyor. Böyle çocuklar, yetişkinlikte de en küçük bir duygusal baskı altında çok fazla stres hormonu salgılıyorlar.

Bu sorunlu düzenleme, duygusallık açısından hassas olunan “zaman penceresi” nde şekilleniyor. Duygusal öğrenme konusunda, kalıtsal özellikler ve küçük yaşlarda edinilen deneyimler, iç içe geçmiş bir etki gösteriyor. Bu nedenle, çekingen ve korkak bir çocuk, içten bir yüreklendirmeye rağmen atılgan davranamıyor. Atılganlık ya da hırs gibi karakteristik özelliklerin kalıtsal olarak kazanılması gerekiyor. Bu alanda, “hassas pencere”nin en iyi şekilde kullanılması da çok az işe yarıyor.

Duyguların öğrenildiği zaman penceresi, aslında uzun süre, büyük olasılıkla ergenlik çağına kadar açık kalıyor. O döneme kadar temel toplumsal davranış motiflerini öğrenmeyi sürdürüyoruz.

Hassas pencere kapandıktan sonra ufku genişletmek için, biraz daha çaba harcamak ve isteklendirme ve motivasyona sahip olmak gerekiyor.

Belki “Dahiler”, hem kalıtsal yeteneğe hem de bu yeteneklerini küçük yaşta geliştirme olanağına sahip şanslı çocuklardı…

Fakat bizler “sabırlı ve akılcı davranmak” sureti ile bu yolda çok fazla şeyler yapabiliriz.

Unutmayalım ki “yaşama sanatı” nın çırakları olan çocuklarımız hatta biz…

Onların beyinleri de, ne verirsek alacak kadar saf ve temiz… Gerisi siz, Anne ve Babalar ile Öğretmenlere Eğitim ve Öğretim Kurumlarına ve Toplumumuza kalıyor.

Nice Güzel Yarınlara…

Ya Allah, Ya Bismillah dedik çıktık bu yollara…

Bazen Ya Nasip dedik. Bazen Ya Kısmet dedik…

Bu yol sadece aramakla bulunmaz ama bulanların sadece arayanların olduğunu bildik…

Bazen İstedik, Bazen İstendik…

 

 ÇocukÇocuk

 

Devam edecektir…

Not: Yazının ilk kısmı tamamen bana aittir. 2. kısmında alıntılar mevcuttur.

(Visited 28 times, 1 visits today)
Mehmet Keçeci on FacebookMehmet Keçeci on GithubMehmet Keçeci on GoogleMehmet Keçeci on InstagramMehmet Keçeci on LinkedinMehmet Keçeci on PinterestMehmet Keçeci on RssMehmet Keçeci on TwitterMehmet Keçeci on VimeoMehmet Keçeci on WordpressMehmet Keçeci on Youtube
Mehmet Keçeci
Physicist
Mehmet Keçeci (Kececi, Kecheci)
PhD. Student in Physics, 2001-3+2018 (Thesis Term): Fizik doktora öğrencisi, Tez dönemi.
Master of Science in Physics (MSc.): Fizik Bilim Uzmanı (1998-2001)
Occupational Safety Specialist, OSS: İş Güvenliği Uzmanı, İGU, 2016
Portion of Lesson is finished 2001-2003 (PhD. Doctorate - Physics)
Physicist: Fizikçi

Mefumetto Kecheji
メフメット ケチェジ
めふめつと けちえじ
محمت (محمد) كچه‌جى
Мехмет Кечеджи

Research Areas: Quantum Field Theory (QFT), Instanton, Conformal Field Theory (CFT), High Energy Physics (HEP), Particle Physics, High Magnetic Fields, Hydrocarbons Behaviour, Biophysics, Astrophysics, Cosmology, Cosmogony, Bioinformatics, Nanotechnology, Programming Languages, Web Servers, Information Technology (IT), Software, Operating Systems (OSs), History of Science and Technology, Philosophy of Science, Ethics, Science and Technology Management, Leadership, Morals and Religion, Interdisciplinary Relationship, Health Information System (HIS), Occupational Safety, Data Bases, Big Data, Superconductivity, Medical Physics, Radioactivity, Internet of Things (IoTs), Mathematical Physics, Electronics, Intelligent Systems, Education, Physics Education, Philosophy of Physics, Book/e-Book Publish & Edit, CMS, SEO, E-Learning, LMS, L&D, Open Digital Badges, Blockchain, Cryptocurrency.

Affiliation Scientific Journals, Duty at International Scientific Publications: Reviewer

International Scientific Programs: Member of Technical Program Committee (TPC)

International Papers: 2n-Dimensional at Fujii Model Instanton-Like Solutions and Coupling Constant's Role between Instantons with Higher Derivatives. Turkish Journal of Physics
Turk. J. Phys., 35, (2011), 173-178. Mehmet Keçeci
DOI: 10.3906/fiz-1012-66

Online CV (Keçeci Model CV)
1. https://issuu.com/hiperteknoloji/docs/cv-mk (English: Keçeci Model CV, updated: Güncellenen)
2. https://www.kotobee.com/ebook/mkececi#/loading (English: Keçeci Model CV)
3. https://education.microsoft.com/Story/Lesson?token=v9eGC (English)
4. https://education.microsoft.com/Story/Lesson?token=k0o4P (Turkish)
5. https://1drv.ms/o/s!AhhtzpemsW4-hGelP3_wPK3xU9al (English)
6. https://1drv.ms/o/s!AhhtzpemsW4-hGvMecE0bYVR2I3N (Turkish)
7. https://www.youtube.com/watch?v=jq2r7-suRkw
8. https://vimeo.com/218462945
9. http://fliphtml5.com/bookcase/fxth
10. https://mix.office.com/watch/iqdf24j1efu4
11. https://docs.google.com/presentation/d/1ZR8BapjoTxcyuY-YuPFUUZvtHTiJRawEFNsn0f2XjX4/pub
12. https://sway.com/2CKhCaImWnWPz83I
13. https://docs.com/kececi/6848/kececi-model-cv
14. https://www.slideshare.net/hiperteknoloji/kececi-model-cv
15. https://issuu.com/hiperteknoloji/docs/cv-mk
16. https://education.microsoft.com/Status?token=EeDJmtL6

Leave a Comment