Bir Çevre Öncüsü

Bir Çevre Öncüsü

A Pioneer of the Environment

14.06.2007

Hollandalı Antropolog Francesca De Chatel’in “A Pioneer of the Environment” (Bir Çevre Öncüsü) başlıklı makalesinin çevirisi…

Hz.Muhammed Peygamber’i (s.a.v.) bir çevrecilik öncüsü olarak görme fikri başlangıçta çoğu kişiye oldukça garip gelecektir. “Çevre” ve onunla ilişkili “ekoloji”, “çevresel farkındalık” ve “sürdürülebilirlik” gibi kavramlar elbette ki yaşadığımız doğal dünyanın şu andaki durumuna karşı giderek artan ilginin sonucunda formüle edilmiş modern icatlardır.

Yine de Muhammed (SAV)’in hayatına daha yakından bakıldığında, çevre korumanın sadık bir savunucusu olduğu görülecektir. Onun “environmentalist avant la lettre”, yani insan ve doğa arasındaki sürekli bir denge arayışında, muhafaza, sürdürülebilir gelişme ve kaynak yönetimi alanında bir öncü olduğu da söylenebilir. Hayatı ve fiilleriyle ilgili tüm rivayetlerden Peygamberin toprak, su, ateş ve hava şeklindeki dört unsur arasındaki içten bağlar gibi fauna* ve flora** ya derin bir saygısı olduğunu okumaktayız.

Muhammed (SAV), kara ve suyun sürdürülebilir kullanımı ve işlenmesini; hayvanlara, bitki ve kuşlara özel muamele gösterilmesini ve kaynakları kullanan kimselere eşit haklar sağlanmasını güçlü bir biçimde desteklemekteydi. Bu bağlamda Peygamberin çevre anlayışının ve takipçilerine tanıttığı kavramların modernliği özellikle çarpıcıdır, öyle ki günümüzün çevre konularıyla ilgili bazı tartışmalarıyla hadislerdeki belirli bölümler rahatlıkla birbirlerine karıştırılabilir.

Üç İlke

Muhammed (SAV)’in çevre felsefesi her şeyden önce bütüncüldür (holistic): söz konusu anlayış, tüm doğal unsurlar arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisi ve ortak bir bağın olduğunu varsayarak, insanoğlunun bir unsuru suistimal etmesi veya tüketmesi durumunda doğal dünyanın bir bütün olarak bunun doğrudan sonuçlarından zarar göreceği öncülüne dayanır. Bu inanç özlü bir şekilde hiçbir yerde ifadeye bürünmemiştir çünkü kişiliği bir hayat filozofu olarak tanımlanabilecek olan Peygamberin tüm fiil ve sözlerinin temelini biçimlendiren ilkelerin temelinde yatmaktadır.

Muhammed (SAV)’in doğa felsefesinin üç önemli ilkesi Kur’an’ın tevhid (birlik), halife ve eman (emniyet kavramı buradan gelmektedir çev.) kavram ve öğretilerine dayanmaktadır.

Allah’ın birliği anlamına gelen Tevhid İslam inancının köşe taşıdır ve insanoğlunun tüm fiilleri için sorumlu olduğu sadece bir mutlak Yaratıcının mevcudiyetini kabul eder. Kur’an’da (4:126) “Göklerde ve Yerde olanların hepsi Allah’ındır. Allah her şeyi kuşatır”, denmektedir.

Muhammed (SAV), Allah’ın tüm mahlukatını O’nun önünde eşit görür ve hayvanların olduğu gibi toprağın, ağaçların ve su kaynaklarının da hakları olduğuna inanır. Bu yüzden Allah’ın ister yaşam sahibi ister doğal bir kaynak olsun yarattıklarından birini suistimal etmek günahtır.

Halife ve eman kavramları tevhid ilkesinden doğmaktadır. Kur’an, insanoğlunun dünya üzerindeki diğer mahlukat arasında önemli bir yeri olduğunu ifade eder. İnsanoğlu halife olarak seçilmiştir ve bu, onun üzerine Allah’ın dünya üzerindeki mahlukatıyla ilgilenme sorumluluğunu yüklemektedir. Allah’a karşı sorumluluğu içeren bu görev ve imtiyaz tek tek her bireye verilir. Ancak Kur’an inananları sürekli kibire karşı uyarır: Onlar diğer mahlukattan daha iyi değildir: “Elbette, göklerin ve yerin yaratılışı, insanların yaratılışından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (40:57)

Muhammed (SAV), evren ve onun içindeki mahlukatın –hayvanlar, bitkiler, su ve toprak- insanoğlu için yaratılmadığına inanmıştır. İnsanın kaynakları kullanmasına izin verilmiştir, fakat onlar bu kaynakların sahibi değildirler. Bu yüzden İslamiyet toprak mülkiyetine izin verirken bu mülkiyete sınırlama getirmektedir: örneğin mülkiyet sahibi toprağının mülkiyetine yalnızca onu kullandığı müddetçe sahiptir, bu kullanıma son verir vermez onun mülkiyetini de bırakmak zorundadır.

Muhammed (SAV), insanoğlunun Allah’a karşı sorumlu olduğunu ancak her zaman alçak gönüllülüğünü sürdürmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu yüzden insanlık için tüm umutların kaybolduğu anda bile “Kıyamet koptuğunda eğer bir kişinin elinde bir ağaç filizi varsa onu diksin.” diyerek doğanın gelişmesini desteklemiştir. O, doğanın insanoğlu ondan faydalanmasa dahi bizatihi iyi bir durumda kalması gerektiğine inanmıştır.

Benzer şekilde Peygamber inananları doğal kaynakları paylaşmaya teşvik etmiştir. O, “Müslümanlar üç şeyi –su, yeşillik ve ateş” paylaşırlar” demiş ve susayan insanlardan suyun esirgenmesini günah saymıştır.

Muhammed (SAV)’in arazinin sürdürülebilir kullanımı, suyun muhafazası ve hayvanlara muameleye yönelik tavrı, onun çevre felsefesinin alçakgönüllülüğün diğer örneklerini sergilemektedir.

Arazinin Sürdürülebilir Kullanımı

“Yeryüzü benim için bir cami ve arınma vasıtası kılındı” (Buhari: I:331) Bu sözleriyle Muhammed (SAV) yalnızca saf varlığını değil aynı zamanda arındırıcı amilliğini de belirterek yeryüzü veya toprağın kutsal doğasının üzerinde durmaktadır. Toprağa yönelik bu saygı ibadet öncesi su bulunmadığında arınma ritüeli olarak toprağın kullanılmasına izin verilen, teyemmüm veya “su kullanılmayan abdest” (dry wudu) ritüelinde gösterilmektedir.

Muhammed (SAV), dünyayı insana itaatkar görmüş ancak onun da üzerindeki ağaçlar ve üzerindeki yabani hayat gibi kendi hakları olduğunu ve aşırı kullanılmaması veya suiistimal edilmemesi gerektiğini kabul etmiştir. Arazileri, ormanları ve yabani hayatı korumak için Peygamber, kaynakları dokunulmadan bırakılan hima (himaye kelimesinin kökü çev.) ve haram olarak bilinen dokunulmaz bölgeler oluşturmuştur. Her ikisi de bugün hâlâ kullanılmaktadır: haram bölgeler aşırı kullanımlarından dolayı yer altı suyu seviyesinin düşmesini engellemek için, kuyular ve su kaynaklarının çevresinde uygulanmaktadır. Hima özellikle yabani yaşam ve ormanlık bölgelere uygulanır ve genellikle otlatma ve ağaç kesiminin kısıtlandığı veya belirli hayvan türlerinin korunduğu arazi bölgelerini gösterir.

Muhammed (SAV), yalnızca verimli toprakların sürdürülebilir kullanımını teşvik etmemiş aynı zamanda takipçilerine kullanılmayan toprakları verimli kılmanın faydalarından da söz etmiştir: ağaç dikimi, tohum ekimi ve kuru arazileri sulama hayırlı fiiller olarak görülmüştür. Bu sebeple verimsiz bir araziyi veya çöl alanlarını ihya eden herhangi bir kimse onun gerçek sahibi olmaktadır.

Suyun Muhafazası

Muhammed (SAV)’in yaşadığı sert çöl çevresinde su hayatla eş anlamlıydı. Allah’ın bir hediyesi olan suyun dünyadaki tüm yaşamın kaynağı olduğu Kur’an’da doğrulanmıştır. “Yaşayan her şeyi sudan yarattık” (21:30)

Kur’an inananlara sürekli onların sadece Allah’ın yeryüzündeki mahlukatının koruyucuları olduklarını ve bu yaradılışı kendilerine bahşedilmiş kabul etmemelerini sürekli hatırlatır. “İçtiğiniz suyu düşünün. Onu yağmur yüklü buluttan indiren siz misiniz yoksa biz mi? Eğer dileseydik onu daha acı yapardık” (56:68-70)

Muhammed (SAV) için suyu tasarruflu kullanma ve temizliğini koruma iki önemli konuydu: Suyun sürdürülebilir kullanımına ilişkin olarak su kaynaklarının etrafındaki haram bölgelerin oluşturulmasına teşvik etmiştir. Ancak su bol olduğunda bile tutumluluğu savunmasını inananlara kaynak veya nehir kenarlarında bile olsalar üç kereden daha fazla abdest uygulaması yapmamaları tavsiyesinde görebiliriz. Peygamber durgun suyun insan dışkısıyla kirletilmesini de yasaklamıştı.

Hayvanlara Muamele

Muhammed (SAV), “Eğer sizden biriniz hatayla bir serçeyi bile öldürse Allah’ın sorgusuyla karşı karşıya kalacak” (Mişkat el-Mesabih) demiştir. Bu sözler Peygamberin (s.a.v.) hayvanlara karşı sürekli gösterdiği büyük saygı ve sevgisini yansıtmaktadır. Allah’ın yarattıklarının bir parçası olarak hayvanlara iyi muamele edilmesi gerektiğine inanmıştır. Hadisler, onun hayvanlarla ilişkisi hakkında âdetleri, hikayeleri ve öğütlerinin yer aldığı geniş bir külliyatı içerir. Özellikle atlar ve develer onun özel ilgisini çekmiştir: onlar yolculuk ve savaş sırasında insanların cesur refakatçileriydi Peygamber için ve o, onların varlığında büyük bir teselli ve hikmet bulmaktaydı.

Muhammed (SAV) hayvanların kesilmesinde bile büyük nezaket ve duyarlılık sahibi olduğunu göstermiştir. Vejeteryan olmasa da hadisler Peygamberin sanki onlarla aynı acıyı paylaşıyormuşçasına hayvanların acısına karşı son derece duyarlı olduğunu açıkça göstermektedir. Bu yüzden hayvanlar kesilirken en az acıyla hızlı bir şekilde can verebilmeleri için keskin bıçakların ve iyi bir yöntemin kullanılmasını tavsiye etmiştir. Aynı zamanda hayvanların diğer hayvanların önünde kesilmesini veya hayvanların bileyleme işlemini görmelerine izin vermelerini yasaklamıştı. Onun için bu “hayvanların iki kez kesilmesiyle” eş anlamlıydı ve bu tip uygulamaları “tiksintiyle” kesin bir dille yasaklamıştı.

Sonuç

Muhammed (SAV) çevre felsefesinin önemi ve tüm boyutlarını böylesine kısa bir makalede dile getirmek imkan dışıdır. Onun bütüncü (holistic) doğa yaklaşımı ve insanın doğal dünyada yerine ilişkin anlayışı Müslüman toplumlarındaki çevre duyarlılığının öncüsü olmuştur.

Ne yazık ki Peygamberin savunduğu insan ve çevresi arasındaki uyum bugün büyük ölçüde yitirilmiştir. Çevre kirliliği ve kaynakların aşırı kullanımı, dünyanın bazı bölgelerinde çölleşme ve su kıtlılığı ve diğer başka bölgelerdeki şiddetli fırtınaların etkileriyle yüzleştikçe hem Müslümanların, hem de Hristiyanlar ve Yahudilerin, Hindular ve Budistlerin, ateistler ve agnostiklerin yani bir bütün olarak dünya topluluklarının mevcut çevre krizini samimiyetle ve bilgece çözmek için belki de Peygamberi örnek almalarının zamanı gelmiştir.

* bir bölgeye özgü hayvan türü

** bir bölgeye özgü bitki türü

Francesca De Chatel İslam Kültürü üzerine araştırmaları olan bir antropologtur.

Kaynak : http://www.islamonline.net/english/introducingislam/Environment/article02.shtml

13 Mart 2006

Bu makale www.cekud.org sitesinden alınmıştır.

A Pioneer of the Environment *

By Francesca De Chatel

14/08/2003

The idea of the Prophet Muhammad (peace and blessings be upon him) as a pioneer of environmentalism will initially strike many as strange. Indeed, the term “environment” and related concepts like “ecology”, “environmental awareness” and “sustainability”, are modern-day inventions, terms that were formulated in the face of growing concerns about the contemporary state of the natural world around us.

However, a closer look at the Prophet’s life reveals that he was a staunch advocate of environmental protection. One could say he was an “environmentalist avant la lettre”, a pioneer in the domain of conservation, sustainable development and resource management, one who constantly sought to maintain a harmonious balance between man and nature. From all accounts of his life and deeds, we read that the Prophet had a profound respect for fauna and flora, as well as an almost visceral connection to the four elements, earth, water, fire and air.

He was a strong proponent of the sustainable use and cultivation of land and water, proper treatment of animals, plants and birds, and the equal rights of users. In this context the modernity of the Prophet’s view of the environment and the concepts he introduced to his followers is particularly striking; certain passages of the Hadith could easily be mistaken for discussions about contemporary environmental issues.

Three Principles

The Prophet’s environmental philosophy is first of all holistic: it assumes a fundamental link and interdependency between all natural elements and bases its teachings on the premise that if man abuses or exhausts one element, the natural world as a whole will suffer the direct consequences. This belief is nowhere formulated in one concise phrase; it is rather an underlying principle that forms the foundation of all the Prophet’s actions and words, a life philosophy that defined him as a person.

The Prophet’s environmental philosophy is holistic

The three most important principles of the Prophet’s philosophy of nature are based on the Qur’anic teachings and the concepts of tawheed (unity), khalifa (stewardship) and amana (trust).

Tawheed, the oneness of God, is a cornerstone of the Islamic faith. It recognises the fact that there is one absolute Creator and that man is responsible to Him for all his actions. The Qur’an says what means: (To God belongs all that is in the heavens and in the earth, for God encompasses everything.) [4:126]

The Prophet considered all of God’s creations to be equal before God and he believed animals, but also land, forests and watercourses should have rights. Therefore abusing one of His creations, whether it is a living being or a natural resource, is a sin.

The concepts of khalifa, stewardship, and amana, trust, emerge from the principle of tawheed. The Qur’an explains that mankind holds a privileged position among God’s creations on earth: he is chosen as khalifa, “vicegerent” and carries the responsibility of caring for God’s earthly creations. Each individual is given this task and privilege in the form of God’s trust. But the Qur’an repeatedly warns believers against arrogance: they are no better than other creatures: (Surely the creation of the heavens and the earth is greater than the creation of man; but most people know not.) [40:57]

The Prophet incited believers to share the earth’s resources

The Prophet believed that the universe and the creations in it – animals, plants, water, and land – were not created for mankind. Man is allowed to use the resources but he can never own them. Thus while Islam allows land ownership, it has limitations: an owner can, for example, only own land if he uses it; once he ceases to use it, he has to part with his possession.

The Prophet recognised man’s responsibility to God but always maintained humility. Thus he said: “When doomsday comes, if someone has a palm shoot in his hand, he should plant it,” suggesting that even when all hope is lost for mankind, one should sustain nature’s growth. He believed that nature remains a good in itself, even if man does not benefit from it.

Similarly, the Prophet incited believers to share the earth’s resources. He said: “Muslims share alike in three things – water, herbage and fire,” and he considered it a sin to withhold water from the thirsty.

The Prophet’s attitude towards the sustainable use of land, conservation of water and the treatment of animals is a further illustration of the humility of his environmental philosophy.

Sustainable Use of Land

The Prophet believed that Earth had rights, just as the trees and wildlife living on it

“The earth has been created for me as a mosque and as a means of purification.” [Al-Bukhari I:331] With these words the Prophet emphasises the sacred nature of earth or soil, not only as a pure entity but also as a purifying agent. This reverence towards soil is also demonstrated in the ritual of tayammum, or “dry wudu’” which permits the use of dust in the performance of ritual purification before prayer when water is not available.

The Prophet saw earth as subservient to man, but recognised that it should not be overexploited or abused, and that it had rights, just as the trees and wildlife living on it. In order to protect land, forests and wildlife, the Prophet created inviolable zones known as hima and haram, in which resources were to be left untouched. Both are still in use today: haram areas are often drawn up around wells and water sources to protect the groundwater table from over-pumping. Hima applies particularly to wildlife and forestry and usually designates an area of land where grazing and woodcutting are restricted, or where certain animal species are protected.

The Prophet not only encouraged the sustainable use of fertile lands, he also told his followers of the benefits of making unused land productive: planting a tree, sowing a seed and irrigating dry land were all regarded as charitable deeds. Thus any person who irrigates a plot of “dead”, or desert land becomes its rightful owner.

Conservation of Water

In the harsh desert environment where the Prophet lived, water was synonymous to life. Water was a gift from God, the source of all life on earth as is testified in the Qur’an:  (We made from water every living thing) [21:30]

The Qur’an constantly reminds believers that they are but the guardians of God’s creation on earth and that they should never take this creation for granted: (Consider the water which you drink. Was it you that brought it down from the rain cloud or We? If We had pleased, We could make it bitter.) [56:68-70]

Saving water and safeguarding its purity were two important issues for the Prophet: we have seen that his concern about the sustainable use of water led to the creation of haram zones in the vicinity of water sources. But even when water was abundant, he advocated thriftiness: thus he recommended that believers perform wudu’ no more than three times, even if they were near to a flowing spring or river. The Prophet also warned against water pollution by forbidding urination in stagnant water.

The Treatment of Animals

The Prophet once said, “If anyone wrongfully kills even a sparrow, let alone anything greater, he will face God’s interrogation” [Mishkat al-Masabih]. These words reflect the great reverence, respect and love that the Prophet (peace and blessings be upon him) always showed towards animals. He believed that as part of God’s creation, animals should be treated with dignity and the Hadith contains a large collection of traditions, admonitions and stories about his relationship to animals. It shows that he had particular consideration for horses and camels: to him they were valiant companions during journey and battle, and he found great solace and wisdom in their presence.

Even in the slaughter of animals, the Prophet showed great gentleness and sensitivity. While he did not practice vegetarianism, the Hadiths clearly show that the Prophet was extremely sensitive to the suffering of animals, almost as though he shared their pain viscerally. Thus he recommends using sharp knives and a good method so that the animal can die a quick death with as little pain as possible. He also warned against slaughtering an animal in the presence of other animals, or letting the animal witness the sharpening of blades: to him that was equal to “slaughtering the animal twice” and he emphatically condemned such practices as “abominable”.

Conclusion

It is impossible to do justice to the full scope and significance of Prophet Muhammad’s environmental philosophy in this short article. His holistic view of nature and his understanding of man’s place within the natural world pioneered environmental awareness within the Muslim community.

Sadly, the harmony that the Prophet (peace and blessings be upon him) advocated between man and his environment has today all too often been lost. As we face the effects of pollution and overexploitation, desertification and water scarcity in some parts of the world and floods and violent storms elsewhere, it is perhaps time for the world community as a whole, Muslims, Christians and Jews, Hindus and Buddhists, atheists and agnostics, to take a leaf out of the Prophet’s book and address the current environmental crisis seriously and wisely.

* Taken with some editorial changes from IslamOnline’s Contemporary Issues Page.

(Visited 25 times, 1 visits today)
Alıntı Alıntı

Leave a Comment