Bir Eserin Hisseyâbları

Bir Eserin Hisseyâbları

A works to be partners

Mehmet Keçeci

01.09.2015.

Bir eser

 

       Bir eser’in çıkış noktası, seziş, duyuş, duyumsama, esinlenme, ilhâm alma noktası, içsel yoğunluğun en fazla olduğu ân, boyutlardan ve zamândan bağımsız olduğu söylenebilir ve bu ânda elimize kalanların inkişâfı, keşfi, buluşu ve bunu kendi bilgi ve tecrübelerimizle yoğurmamız hattâ ve hattâ bu aslında yıllar süren bir geçmişin günümüzde ki ortaya çıkış meyvesinin şekillenmesi, imgelenmesi sürecinin bir sonucudur. Bu sonuç yine kendi üslûbumuzla, ifâde tarzımızla diğerlerinden etkilensek te etkilenmesek te ortaya koyduğumuz eserdir, meyvedir. Belki de aynı şeyleri hissetmiş olsak dahî ortaya konan eser farklı olmuştur. Bu çağın, şartların, çevrenin, ortamın, bizi biz yapan değerlerin ve bizim’in bir sonucudur. Bazen bir eseri ortaya koymak bir ömür sürerken bazen de çok kısa bir süre olabilmektedir. Fakat her ikisinde de arka alanda yatan bir geçmiş vardır. Bu esere bakan, okuyanlar eğer bunları fark edebilirlerse işte o zamân onların bilgi ve tecrübelerine sizlerin bilgi ve tecrübeleri eklenir ki bir eserden de en çok beklenen unsur belki de budur. Bilginin yanında eğitim, tecrübe, his, duygu, meserret, sevinç, üzüntü, yaşanmışlıkların aktarımı çok boyutlu olarak gerçekleşmiş, zamân ve mekânın ötesine ulaşılmış, birikimler târîhte kalmamıştır. Herkesin eserlere bu gözle bakabilmesini dilerim. Belki her nâşir, yayıncı, eseri ortaya koyan vurgu, ahenk, uyum, ritim, akış, bağlam, bütünlük, kompozisyon, lisânî, edebî bir kaygı gibi unsurların tamamını aynı anda sizlere sunamayacaktır veya böyle bir gayesi olmayacaktır. Biz öz’e bakabilirsek asıl’a ulaşmış olabiliriz. Ayrıntıları, incelikleri, lezzetleri, çeşnileri, râyihayı koklamasını, görmesini, tatmasını, duymasını, hiss-i kable’l-vukû’, sezgisel (heuristic) hissetmesini de öğrenebiliriz. Bekli de o zamân eserlerimizde sun’, san’at’a (art), monozukiriye, terakkiye, innovasyona, yeni ufuklara ulaşabiliriz. Kendimizin fehîm, irfân sâhibi bir ‘ârif, insân-ı kâmil, hitozukuri, insân-ı ekmel olup olmayacağımızı bilemeyiz fakat eserlerimizde bu yolu takip edebiliriz. Bize bu yolu en güzel gösteren ilâhî vahiy ve onun ortaya koyan sünnetullâh olacaktır. Sağlam ipe, hablullâh’a bir hablülmesâkin, sarmaşık gibi sarılan zâyi’ olmayacaktır. Belki de bu güzelliklerden hisseyâb olunabilinecektir.